Category Bilim Teknik

Uzay Modülü Başardı

Dünyadan 510 milyon kilometre uzaktaki kuyruklu yıldıza inmeye çalışan Philae uzay modülü üçüncü denemesinde başarıya ulaştı ve kuyruklu yıldız 67P’den fotoğraflar göndermeye başladı.

Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) dün ‘insanlık için büyük bir adım’ olarak tanımladığı kuyruklu yıldıza iniş gerçekleşmiş, ancak modülün attığı zıpkınlar göktaşına tam olarak saplanamadığı için yapılan iniş kısa süreli olmuştu. Bilim insanları bir ara modülle irtibatı dahi kaybetmiş ve tedirgin bir bekleyiş başlamıştı.

Bugün gelen haberler ise artık Rosetta projesi ekibinin modülün kuyruklu yıldızın tam neresinde olduğunu tespit etmek üzerinde yoğunlaştığı yönünde.

Read More

Windows 10 Geliyor

Microsoft’un beklenen yeni işletim sisteminin detayları belli oldu. Firmanın düzenlediği etkinlikte açıklanan isim ise Windows 10 oldu.

Windows 8’den sonra 9 ismini kullanmayan Microsoft doğrudan Windows 10 ile devam edecek.

Yeni işletim sisteminin en önemli özelliği tek bir platform ve mağazaya sahip olması. Bu sayede tablet, telefon ve bilgisayar gibi cihazların hepsi tek bir uygulama mağazasına sahip olacak. Mevcut durumda bilgisayar için ayrı, telefon için ayrı uygulama mağazası bulunuyor.

Windows 7 i...

Read More

Dev Bir Gök Cismi

Dünya’dan sadece 7,3 ışık yılı uzaklıkta, su ve buz yüklü bulutlarla çevrili olduğu düşünülen dev bir gök cismi gözlemlendi. Suya dair veriler kesinleşirse, ilk kez Güneş Sistemi’nin ötesinde Dünya’dakine benzer bulutların varlığı kanıtlanmış olacak.

ABD’deki Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden astronom Kevin Luhman’ın araştırmasına göre, su ve buz yüklü bulutlar, Jüpiter büyüklüğündeki (Dünya’dan 318 kat daha büyük) ‘Wise J0855-0714’ adlı bir kahverengi cücenin etrafını sarıyor.

Read More

Gözlükler Tarihe Karışacak

BBC’nin haberine göre tablet bilgisayarları gözlüksüz kullanmayı sağlayacak yeni bir ekran teknolojisi geliştirildi.

Yeni sistem bir yazılım sayesinde kullanıcıların gözlük numaralarını temel alarak tablet bilgisayarların ekranlarındaki piksel ayarlarını kişiselleştiriyor. Ayrıca araştırmacıların eklediği özel bir film tabakası sayesinde görüntülerin keskinliği arttırılıyor.

Araşt...

Read More

İki Kişiden Biri İşsiz Kalacak

Yapay zeka ve giderek aratan oranda robot kullanımı gelişmiş dünyada çalışma yaşamını tehdit etmeye başladı.

Geçtiğimiz aylarda Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, teknolojinin ABD’de gelecek 10 ile 20 yıl içerisinde çalışanların yüzde 47’sini işsiz bırakacağını ortaya koymuştu.

Aynı araştırmanın 28 AB ülkesi için yapılan hesaplamaları da teknolojinin yakın gelecekte çok sayıda kişiyi işsiz bırakacağını gösteriyor. London Scho...

Read More

Çarpım Tablosunun En Zorlu Sayıları Bulundu

Yıllardır bilim adamlarının kafasını meşgul eden soruya üç açıklama getiren Gauvrit, çarpma işleminin sonucunun çarpılan sayılarla “kafiyeli” olmamasının ezberi zorlaştırdığını belirtti.

5×5=25 veya 6×6=36 işlemlerinde “kafiye” bulunduğunu, bu nedenle kolay akılda kaldıklarını belirten Gauvrit, sayılar ve sonucun birbiri ile uyumlu olmadığı 7×8=56 işleminin daha zor ezberlendiğini söyledi.

Gauvit, 3×4=12 gibi küçük sayıların ça...

Read More

Chrome Kullananlar Dikkat!

Web tarayıcı sektörünün önemli isimleri arasında olan Chrome’un ciddi açıklarını kapatan yeni sürümü Chrome 35, Google tarafından indirilmeye sunuldu.

Popüler web tarayıcısında bulunan birçok güvenlik açığının kapatıldığı belirtilen yeni güncellemeyi indirmeye sakın unutmayın.

Read More

Bir Kadının Aşkı Ne Kadar Sürer?

Amerikalı antropolog Prof. Dr. Helen Fisher, on beş yıl boyunca 62 ülkede yaptığı araştırmayı sonuçlandırdı. Araştırma ise kadının aşkının ne kadar sürdüğü üzerine.

Sunday Times’ta yer alan habere göre, kadının erkeğe duyduğu aşk en fazla dört yıl sürüyor. Kadının âşık olmasını sağlayan beyin kimyasalları üç yıl içinde tükeniyor. Dördüncü yılda ise kadın yeni bir aşk bulmak üzere çevresine bakınmaya başlıyor.

Yani ...

Read More

Türk İnsanı Son Dakikacı Çıktı

Türk halkının ulaşımda son dakikacı, verilere göre seyahat biletlerini son 48 saat içinde satın aldığı belirtildi. Seyahat edenlerin yüzde 80’den fazlasının da yalnız başına seyahati tercih ettiği ifade edildi.

Otobüs ve uçak biletlerini satın alındığı, Türkiye’nin ulaşım ve turizm sitelerinden neredennereye.com’un yayınladığı veriler Türk halkının seyahat alışkanlıklarını ortaya koydu. Ulaşı...

Read More

Samsung Galaxy Gear Fit 10′ da Rekor Talep

Samsung’un günler önce satışa sunduğu Galaxy Gear Fit sadece 10 gün gibi kısa bir sürede tükendi.

Samsung’un 11 Nisan günü globalde satışa sunduğu akıllı saati Galaxy Gear Fit’e kullanıcıların ilgisi büyük oldu. İlk etapta 250 bin adet üretilen cihaz 10 günde tükendi.

Cihazın tükenmesinde f...

Read More

Fazla Oturmak Ölüm Nedeni

Oturmanın Zararları

Masa başı çalışmanın, hareketli ve zinde bir insan için bile ciddi bir tehlike oluşturduğuna yönelik dehşet verici gerçekler…

Koltukta pinekleyerek geçirilen fazladan süre ile ölüm oranlarındaki kadınlarda %37, erkeklerdeki %17’lik artış arasında bir ilinti söz konusuydu. Televizyon izleyerek geçirilen her saat, 25 yaşın üzerindeki erişkin bir insanın ortalama yaşam süresi beklentisinin 22 dakikasını alıp götürüyor.

Michael Jen...

Read More

Beş Türk Üniversitesi En İyiler Listesinde

İngiliz Times Higher Education (THE) Kurumu’nca açıklanan “Dünyanın En İyi 400 Üniversitesi” sıralamasına, 5 Türk üniversitesi de girdi.

Dünyanın yükseköğretim alanındaki öncü yayınlarından İngiltere merkezli THE Kurumu ”Dünyanın En İyi 400 Üniversitesi 2013-2014 Sıralaması”nda Kaliforniye, Harvard ve Oxford üniversiteleri ilk 3 sırada yer aldı.

İlk 200’de Türk üniversiteler...

Read More

12 Milyon Yıllık Fosil

Nevşehir’in Gülşehir ilçesinde, yaklaşık 12 milyon yıllık hayvan fosili bulundu.

Yeniyaylacık köyü yakınlarında kazı çalışması yapan iş makinesi operatörü Kurtar Taşan, toprak altında kemik parçaları bulunduğunu farketti. Taşan’ın haber vermesinin ardından kemik parçaları incelendi.

Nevşehir Kü...

Read More

İnsanlık Tarihinde İlk

NASA, insanlık tarihinde ilk kez Güneş sistemi dışında yapılan bir ses kaydını açıkladı.

Güneş Sistemi’ni Ağustos 2012’de terk ettiği yeni gelen veriler sayesinde hafta içinde kesinleşen Voyager 1 uzay aracı, yıldızlararası uzayın sesini de dinledi. Ses, uzaydaki plazma dalgalanmasından kaynaklanıyor. NASA yetkilisi Don Gurnett, “Bu sesi dinlerken, bunun tarihi bir olay olduğunun lütfen farkına varın” dedi. İşte Ses

19.09.2013

Read More

Facebook Şahsi Bilgilerinizi Kullanabilecek

Facebook, dün Hak ve Sorumluluklar Bildirimi’nde değişikliğe giderek, kullanıcıların sosyal ağdaki bilgilerini kullanabilmek adına kendisine yeni yetkiler verdi.

Facebook, geçmişte sıkça maruz kaldığı gizlilik tartışmalarını yeniden başlatacak gibi görünüyor. Sosyal medya ağının gizlilikten sorumlu ismi Erin Egan, dün Hak ve Sorumluluklar Bildirimi’nde değişiklikler yapıldığını belirtti. Değişiklikler, Facebook’un şahsi bilgilerinize erişmesine izin verecek.

Deği...

Read More

Elmas Hücrelerin Sıcaklığını Ölçüyor

Hücrelerin içindeki sıcaklığı kesin bir şekilde ölçen yeni bir teknik için daha önce kuvantum bilgisayarları için geliştirilen yapay elmastan yararlanıldı. Çünkü bunlar sıcaklığa karşı çok duyarlı. Kuvantum deneylerinde olumsuz etki yapanın biyoloji ve tıpta işe yarayabileceği sanılıyor. Küçük bir hileyle canlı hücrelerdeki minik parçaların sıcaklığı ayarlanabiliyor.

Read More

İnsan Beyni İçin Çip

İnsan beynini, elektronik devreler yardımıyla taklit edebilen çipler geliştirildi.

İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nden bilim adamları yeni devrelerin, insan beynine büyüklük, hız ve enerji kullanımı bakımından benzer olduğunu belirtti.

Geliştirilen nöromorfik çiplerin, beyin gibi, gerçek zamanlı bilgileri kullanabildiğini ve parçası olan elektronik devrelerin belirli eylemleri gerçekleştirebildiğini belirten araştırmacılardan Giacomo Indiveri, amaçlarının insan beynine en yakın sistemi oluşturmak yani nöronların etkilerini doğrudan çipler yardımıyla taklit etmek olduğunu vurguladı.

Indiveri, h...

Read More

Facebook’ta “Hashtag” Dönemi

Facebook yeni hashtag sistemini resmi sitesinden duyurdu.
Yeni hashtag sistemini resmi sitesi üzerinden duyuran Facebook, üyelerin metin, fotoğraf ya davideo paylaşımlarında bundan böyle hashtag’leri kullanabileceklerini açıkladı.Bilindiği gibi hashtag’ler özellikle büyük organizasyon ve toplumsal olaylarda kullanıcılara düşüncelerini daha geniş kitlelere ulaştırma konusunda önemli bir kolaylık sağlıyor.Facebook ise yeni hashtag sistemiyle çoktan 1 milyarın üzerine çıkan kullanıcı sayısını artırmak ve pazarlama şirketlerine daha geniş reklam seçenekleri sunmayı hedefliyor.

Kullanıcılar artık Facebook üzerinde “#” işareti hashtag araması gerçekleştirebilecek, söz konusu etiketler üzerinden etkinlikleri, olayları ya da herhangi bir kampanya hakkında diğer üyelerin yazdıkları yorumları görebilecek. Bununla birlikte arkadaşlarınız ya da beğendiğiniz Facebook sayfalarının yaptığı paylaşımlardaki etiketlere tıklayabilecek, Instagram gibi diğer sosyal ağlarda kullanılan hashtag’lere de yine aynı şekilde ulaşılabilecek.

15.06.2013

Read More

İlk Yerli Uydu Fırlatıldı

Türkiye‘nin ilk yerli mini haberleşme test uydusu “TÜRKSAT-3USAT”  Çin’den uzaya fırlatıldı.
Türksat’ın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Türksat AŞ ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) işbirliği ile üretilen 34 santimetre boyutundaki yerli haberleşme uydusu, Türkiye saati ile 07.13’te Çin’in Jiuquan şehrinden uzaya fırlatıldı.İlk yerli tasarım ve üretim alçak yörünge haberleşme uydusu olan TÜRKSAT-3USAT, yeryüzünden 645 kilometre uzaklıktaki yörüngesinde amatör telsizcilere hizmet verecek.

Çin’in Long March 2D roketi ile uzaya gönderilen uydu, Türkiye üzerinden günde 2-3 defa geçecek ve geçiş süresince uygun ekipmana sahip amatör telsizciler tarafından kullanılabilecek. TÜRKSAT-3USAT’ın kullanım ömrü 3 yıl olacak.

28.04.2013

Read More

Maymundan İnsana Geçiş

Bilim insanları, insan evriminin öncüleri arasında yer alan, 2 milyon yıl önce Güney Afrika’da yaşamış yarı insan-yarı maymun Australopithecus sediba türünün nasıl göründüğünü ilk kez gözler önüne serdi.
Afrika’da 3.4 milyon yıl önce yaşamış iki ayaklı insan benzeri hayvanın ayak kemikleri bulundu.İlk insanların ortaya çıkmasını sağlayan evrim sürecinde yer alan maymun-insan Australopithecus sediba’nın yüzü, bilimsel verilere dayanılarak ilk kez canlandırdı. İlkel bir yürüyüş tarzına sahip olan maymun-insan, ön dişleriyle insana benzerlik gösterirken, ağırlıklı olarak sebzelerle besleniyor ve vaktinin büyük kısmını ağaçlarda sallanarak geçiriyordu.Science dergisinde yayımlanan araştırmada, evrim sürecinin en önemli örneklerinden biri olarak gösterilen maymunun nasıl göründüğü, yürüdüğünü, yemek yediğini ve hareket ettiğini ilk kez detaylı bir şekilde sunuldu.Araştırma ekibinin başında yer alan Lee Berger, Discovery News’e yaptığı açıklamada, “Sediba , ilkel australopithecine (insana benzeyen homonidler) yetenekleri gösterdiği gibi, yüz ve ön dişleri olarak Homo Sapiens’le benzerlikler içeriyordu… Kafatası, kolları, ayakları ve ayak bilekleri australopithecine(au.); leğen kemiği ve bacakları ise insana yakındı” dedi.

Güney Afrika’nın Witwatersrand Üniversitesi’nde Evrimsel Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Berger, “Sediba tıpkı iyi bir ‘geçiş dönemi’ fosili gibi görünüyor” ifadesini kullandı. Sediba fosili, Johannesburg kentinin yakınlarındaki Malapa kazı alanında bulundu.

Sediba’nın dişleri üzerinde yapılan inceleme, türün, yaklaşık 2.1 milyon yıl önce yaşamış olan Au. Africanus’la akraba olduğunu gösterdi. Her iki tür, ilk insanın atalarından olan Homo erectus’la diş yapısı olarak benzerlikler içeriyordu.

ABD’nin Ohio State Üniversitesi’nden antropolog Debbie Guatelli-Steinberg, “Şu ana kadar yapılan incelemeler, Sediba’nın ilkel australopiths türleriyle, ilk insanlar arasında bir köprü oluşturduğuna işaret ediyor” yorumunu yaptı.

Bilim insanları, geçmişte yaptıkları araştırmada Au. Sediba’nın ne yediğini ortaya çıkarmıştı. İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nden Peter Schmid, Sediba’nın kalıntıları üzerinde yaptığı araştırmada, türün etçil olmadığını anlamıştı.

Discovery News’e konuşan Schmid, “Sediba’nın diş tartarında bitki elementlerine ait mikroskobik parçalar bulduk… Sediba ağırlıklı olarak sebzelerle beslenen bir canlıydı” dedi.

Maymunlarınkine benzeyen küçük topukları olduğu belirtilen Au. Sediba, kalça ve dizleri öne eğik ve hafif eğri bir şekilde, bozuk bir yürüyüşe sahipti. Bilim insanları, bu tarz yürüyüşün, dik yürüme ve ağaç tırmanma arasındaki evrimsel bağlantıyı oluşturabileceğini düşünüyor.

Bilim insanları, ilk insanların ataları olan canlıların nasıl yürüdüğünü anlamak için, bir Au. Sediba’nın dişisinden kalan topuk, diz, kalça ve arka kalçasına ait kalıntıları inceleme şansı bulmuştu. 1974 yılında bulunan en 2.9 milyon yıllık ünlü ‘Lucy’ fosili ise Au. farensis’e ait kalıntılar sunmuştu ancak sadece kalça ve ayak bileği kalıntılarından oluşuyordu.

Kolları daha çok büyük mamymunlarınkine benzerlik gösteren Au. Sediba, büyük kısmını karada geçirirken, kol yapısı sayesinde ağaçlara tırmanabiliyordu.

Evrim Afrika’da başladı

İlk insanların ilkel atalarına dair elde edilen bulgular, insan evrim sürecinin erken evrelerinin Güney Afrika’da başladığını ve maymundan insan benzeri özellikleri ortaya çıkardığını gösteriyor.

Güney Afrika’da başladığı kabul edilen evrim hakkındaki tartışmalar sürerken, Lucy gibi fosillerin temsil ettiği ilk ilkel türlerin insanları ortaya çıkardığına inanılıyor. Lucy’nin temsil ettiği Au. farensis, bugüne kadar sadece Afrika’nın kuzeyinde bulundu.

Araştırmacılar, insanlığa geçiş sürecinin Afrika’da başladığı düşüncesini savunurken, bu bilginin kesinleşmediğini de not düştü.

13 Nisan 2013

Read More

Cep Telefonu, Uydu Cihazı Oluyor

Türk mühendislerin tasarladığı yeni cihaz, kapsama alanı dışında kalma sorununu ortadan kaldıracak.

Akıllı telefonlarda kullanılan koruma kapağı şeklinde oluşturulacak aparat sayesinde cep telefonları uydu telefonu olarak kullanılabilecek.

Globalstar Avrasya Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Özçelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mobil uydu haberleşmesinde Türkiye’de yer istasyonu olan tek operatör olduklarını belirtti. Uydu haberleşmesinin en çok kullanıldığı yerlerin, diğer operatörlerin hizmet sunamadığı alanlar olduğuna işaret eden Özçelik, ayrıca acil durumlar, doğal afetler ve askeri amaçlı kullanımlarda uydu haberleşmesi vazgeçilmez konumda olduğunu belirtti.

Uydu haberleşme hizmeti vermenin yanı sıra Ar-Ge çalışmalarına da son derece önem verdiklerinin altını çizen Özçelik, şunları söyledi: “2012 yılında TÜBİTAK desteği ile başladığımız hem GSM hem de uydudan çalışacak olan yerli araç takip cihazımız bir kaç ay içerisinde piyasaya çıkacak. Piyasada bulunan diğer takip cihazları, uydulardan konum bilgisini aldıktan sonra GSM üzerinden gönderiyor. Bizim cihazımızda bunun yanı sıra uydudan gönderme özelliği olacak. Sistemde, akıllı telefonlar, bluetooth aracılığıyla cihaza bağlanıyor ve uydu telefonuna dönüşüyor.
Bu teknolojinin kişisel cep telefonlarında kullanılması için de çalışmalara başladık. Mühendislerimizin tasarladığı kitler sayesinde akıllı cep telefonları uydu telefonu olarak kullanılabilecek.”

Sistem nasıl çalışacak?

Her akıllı telefona uygun koruma kapağı şeklinde kitler oluşturacaklarını anlatan Özçelik, böylece cep telefonlarıyla uydu üzerinden görüşme yapılabileceğini söyledi. Cep telefonu, GSM kapsama alanı dışına çıktığında görüşmenin kesilmeyeceğini, kit sayesinde uydu aracılığıyla görüşmenin devam edeceğini ifade eden Özçelik, telefonun, GSM sinyalini yakaladığında otomatik olarak tekrar şebekeye döneceğini ve görüşmenin GSM şebekesi üzerinden devam edeceğini kaydetti.
Özçelik, “Bu durumda kapsama alanı dışında kalma gibi bir durum söz konusu olmayacak. İster dağ başında, ister ücra bir yerde, ister çölde olun hiçbir kesinti olmadan görüşme yapılabilecek. Dünyada bir ilk olacak cihazla birlikte, ikinci bir masraf yaparak uydu telefonu alınmasına gerek kalmayacak. Çok daha ekonomik fiyatlarla alınacak bir çeviriciyle, ihtiyaç duyulduğu anda cep telefonları uydu telefonu olacak” diye konuştu.

Cep telefonlarını uydu telefonuna dönüştürecek cihaz projesini Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na sunduklarını dile getiren Özçelik, en geç 2 sene içerisinde farklı markalardaki akıllı cep telefonlarına uygun kitlerin oluşturulmasını hedeflediklerini bildirdi.

Globalstar telefonları neden dinlenemiyor?

Globalstar telefon sisteminin havadan yasal olmayan yöntemlerle dinlenemeyen tek uydu telefonu olma özelliğine sahip olduğunu belirten Özçelik, Globalstar haberleşme sisteminin kullandığı, CDMA (Kod Bölmeli Çoklu Erişim) teknolojisi, konuşma esnasında görüşmeleri yaklaşık 3 trilyonluk bir kombinasyon kullanarak şifreleyerek havadan dinlenmesini imkansız hale getirdiğini ifade etti.

Ayrıca alçak yörünge uydularının, dünya çevresini yaklaşık 4 saatte turladığı için konuşmayı havadan yakalamanın neredeyse imkansızlaştığına dikkati çeken Özçelik, bunun yanı sıra bir görüşme esnasında konuşma yapan uyduların sürekli ve defalarca değişmesi nedeniyle çeşitli yasa dışı cihazlarla görüşmelerin havadan yakalanamaz hale geldiğini söyledi.

 

04.03.2013

Read More

Parmak İziyle Alışveriş Devri

Gelecek bilimcilerin sık sık sözünü ettiği, kağıt para ve plastik kartların yerini, parmak izleri ve retinaların canlı bir kişiye ait olduğunu belirleyebilen makinelerin aldığı nakitparasız toplum devri çok yakın.
ABD’nin Güney Dakota eyaletindeki bir yüksek okulda öğrenciler artık alış veriş yaparken sadece parmak izlerini kullanıyor.School of Mines and Technoloji adlı yüksek okulun öğrenci kampüsü, Hanscan Indentity Management adlı bir İspanyol şirketi tarafından patenti alınan, Biyokriptolojiprojesininilk deneme alanı oldu.

Biyokriptoloji, kişilerin fiziki özelliklerinin çıkarılması olan biyometrik bilimi ve kişiye özel bilgiyi deşifre çalışması olarak tanımlanan kriptiyolojinin bir araya getirilmesinden oluşuyor.
Casusluk filmlerinde çok sık rastlanan, kişilerin kimliklerinin alınması amacıyla parmaklarının kesilmesini içeren korkunç senaryoları devre dışı bırakan yeniteknolojide kullanılan makine, sadece parmak izinden kimlik belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda parmaktaki nabız atışını dakontrol ederek, parmağın canlı bir kişiye ait olup olmadığını ortaya çıkarıyor.

Amerikan Sivil Haklar Birliği adlı kuruluşun üst düzey siyaset analizcisi John Stanley, parmak izi teknolojisindeki “canlılık belirleme” uygulamasını doğru yönde atılmış bir adım olarak nitelemesine karşın, bu teknolojiyle ilgili başka güvenlik sorunlarının bulunduğuna işaret etti.

Stanley, biyometrik kimlik belirlemenin, sonunda George Orwell’in ünlü bilim kurgu romanında bahsedilen sevimsiz “Büyük Birader” temasından uzaklaşması için gönüllülük esasına göre yapılması ve taranan bilginin başka bir amaç için kullanılmayacağının garanti altına alınması gerektiğinin altını çizdi.
23 Şubat 2013

Read More

Özel Beko Servis İzmir


İzmir gibi büyük ve kalabalık bir şehirde servis hizmeti almak istiyorsanız bazı şeyleri göze almanız gerekiyor diyebilirim… Bunun en güzel örneği ise saatlerce beklemek olacaktır çünkü servis firmalarının neredeyse tamamı randevu saatleri konusunda sadık değil ve bu sorumluluğu da üstlenmiyorlar ancak her firma için aynı şeyleri söylemek elbette doğru olmayacaktır ve ben de bunun doğru olmadığını geçtiğimiz günlerde servis hizmeti aldığım Beko Servisi İzmir firması sayesinde öğrendim.

Beko Servis İzmir firması sayesinde ürünlerim sorunsuz bir şekilde geri teslim edildi ancak en önemlisi verilen randevu saatine bu kadar bağlı kalan bir başka firma olmadığını da belirtmek isterim! Verilen randevu saati için beklemeye koyuldum ve dedikleri saatte eve geldiler. Kısa sürede yapılan işlemler sonucu ürün sorunsuz bir şekilde teslim edildi ve ben gerçekten bu hıza hayran kaldığımı söyleyebilirim.

Beko Servis İzmir firması Beko marka ürünleriniz için biçilmiş kaftan ve güler yüzlü teknikerleri sayesinde sorularınızı gönül rahatlığı ile ekibe iletebiliyorsunuz. Sizler de bu firmaya ulaşmak ve merak ettiklerinizi iletmek isterseniz firma çağrı merkezi numarasından hafta içi ve hafta sonu dilediğiniz gün ulaşabilirsiniz. 444 1 494 firmaya ait numara ancak web siteleri üzerinden de servis talep başvurusu aldıklarını belirtmekte fayda var çünkü bu sistemleri de oldukça güzle işliyor.

Read More

Suni Kemik Üretildi

İskoç ve İngiliz bilim adamları, yeni kemiklerin yeniden büyüyerek oluşmasını sağlayan suni kemik geliştirdi.

Kemik iliğindeki kök hücreler ve yeni üretilmiş bir plastik maddenin birleştirilmesiyle oluşturulan suni kemik sayesinde, parçalanan kol ve bacakların iyileştirilmesi yakında mümkün hale gelecek.

İskoçya’daki Edinburgh ve İngiltere’deki Southampton üniversitelerinin 7 yıl süren ortak çalışmaları sonucu ortaya çıkan buluş, Advanced Functional Materials adlı bilimsel dergide bilim dünyasına tanıtıldı.

Eriyerek yok olma özelliğine sahip, sert ama hafif bir çeşit plastikten yararlanılarak üretilen implant, kemik içine yerleşiyor ve asıl kemiğin yeniden büyümesine destek oluyor. İmplantın çatısını oluşturan, kan akışına izin verecek şekilde bal peteği biçiminde üretilmiş plastik madde, hastanın kemik iliğindeki kök hücrelerin implanta tutunarak yeni kemik oluşturmasını sağlıyor. Daha sonra zaman içinde yavaş yavaş eriyerek yok olan plastik çatı yerini yeni oluşan kemiğe bırakıyor.

Araştırmacılar implantta kullanılan, 3 tip plastiğin karıştırılmasıyla elde edilen maddeyi, yüzlerce plastik kombinasyonunu karıştırma ve test etme imkanı veren öncü bir teknik yardımıyla geliştirdi.

Hafif, dayanıklı ve kemik kök hücrelerini destekleme özelliğine sahip maddenin hayvanlar üzerindeki denemesinin başarılı olduğunu belirten araştırmacılar, artık tüm dikkatlerini insanlar üzerinde yapılacak klinik değerlendirmeye verdiklerini kaydetti.

Buluş hakkında açıklamada bulunan Souhthampton Üniveristesi’nden Prof. Richard Oreffo, “Kimya ile tıp bilimleri arasındaki bu işbirliği, insan kemik kök hücresinin büyümesini ve kemik biçimini almasını destekleyen benzersiz madde seçeneklerinin belirlenmesine imkan verdi. İşbirliği stratejimiz önemli tedavi edici sonuçlar vadediyor” dedi.

Ediburgh Üniversitesi Kimya Okulu’ndan Profesör Mark Bradley de “Bu malzemenin yakın bir zamanda, ciddi kemik yaralanmaları olan hastaların yaşam kalitesini artıracağına ve yaşlanan nüfusun sağlığının korunmasına katkı sağlayacağına eminiz” diye konuştu.
Araştırma, İngiliz hükümetine bağlı bir kuruluş olan Biotechnology ve Biological Sciences Research Council’in maddi desteğiyle yapıldı.

16 Şubat 2013

Read More

NASA Uzaya İletişim Uydusu Gönderdi

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi(NASA) uzayayenibir iletişim uydusu gönderdi.

İnsansız Atlas V roketiyle uzaya gönderilen Tarama ve Veri Aktarım İstasyonu (TVAİ) tipi uydu, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (UUİ) astronotlarla bağlantının sürdürülmesi

göreviniyerine getirecek. Uydu ayrıca, 1990’dan beri dünya yörüngesinde görev yapan Hubble teleksobundan daha fazla görüntü aktarımı yapılmasını sağlayacak.

Şimdiye kadar NASA tarafından yörüngeye oturtulan onbirinci TVAİ uydusu olan son uydunun, Dünya’nın 35 bin 888 kilometre üstündeki yörüngesine oturması iki hafta alacak. Uydunun test edilmesi ise birkaç ay sürecek.

NASA’nın hesaplamalarına göre 350 ila 400 milyon dolara mal olan, 3. nesil TVAİ uydusu, şu an “K” serisi olarak adlandırılıyor. Uydu çalışmaya başlamasının ardından ise TVAİ-11 olarak adlandırılacak. Uydunun görevlerini yerine getirmeye başlamasıyla Dünya yörüngesinde aynı anda görev yapan TVAİ uydusu sayısı 8’e yükselmiş olacak.

Uzayda aynı anda en az 7 TVAİ uydusunun görev yapmasının tercih edilen bir durum olduğunu belirten NASA yetkilileri, TVAİ tipi uydulardan “L” serisinden onikincisinin de gelecek yıl içinde uzaya gönderileceğini kaydetti.

NASA’nın 1983’te uzaya gönderdiğiilk TVAİ uydusu, uzaya gönderilen 4 numaralıuyduyla şu an görev yapamaz durumda. Challenger uzay mekiğiyle 1986’da gönderilmeye çalışılan 2 numaralı uydu ise fırlatılışından 73 saniye sonra uzay mekiğiyle havada infilak etmişti.
01 Şubat 2013

Read More

Dijital Bilgi DNA İçinde Saklanabilir

İngiliz bilim adamları, milyonlarca CD’nin içerdiği bilgiyi, yüzyıllarca güvendetutmak için DNA’nın içinde saklayabileceklerini, bununla günümüz bilgi toplumunun gittikçe artan depolama ihtiyacının üstesinden gelinebileceğini söylediler.

Bilim adamları, bunu doğrulamak için, bir test tüpü içinde zar zor görülen DNA parçasına, 154 Shakespeare sonesi, bir fotoğraf, bir bilimsel tez ve Amerikalı insan hakları lideri Martin Luther King‘in ünlü ”Bir Hayalim Var” konuşmasından 26 saniyelik bir ses klibini sakladılar.

Bu işlem için dijital enformasyonun 1 ve 0 rakamlarından oluşan ikili kodu, DNA kodunun 4 harfli alfabesine dönüştürüldü. Bu kod, sentetik DNA’nın dayanaklarını yaratmak için kullanıldı, sonra cihazlar, DNA moleküllerini ”okudu” ve şifrelenmiş bilgiyi topladı.

Bu okumasüreci iki hafta sürerken, sonuçları Nature dergisinin internet sitesinde yayımlanan araştırmanın yazarı, İngiltere’de Avrupa Biyoenformatik Enstitüsü’nden Ewan Birney, teknolojik gelişmelerin bu süreyi aşağı çekebildiğini söyledi.

Araştırmacılar, DNA’nın, uzun süre saklanması, ancak sık sık üzerinde düzeltme yapılmaması gereken çok miktarda bilgiyi saklamak için kullanışlı olabileceğini belirtirken, bilginin saklandığı DNA’nın da soğuk, kuru ve karanlık bir yerde muhafaza edilmesi gerektiği bildirildi.

Araştırmanın bir diğer yazarı Nick Goldman da teknolojinin, yakın gelecekte, ulusal tarih kayıtları gibi yüzyıllarca saklanmak zorunda olan büyük arşivler için işe yarayabileceğini, on yıl içinde de tüketicilerin, torunlarına gösterecekleri düğün fotoğrafları veya videoları gibi, yaklaşık 50 yıllığına saklamak istedikleri bilgiyi depolamaları için elverişli olabileceğini söyledi.

Araştırmacılar, stok yapılan DNA’yı yaşayan bir şeye dönüştürmeye niyetlerinin olmadığını ve kodlama nedeniyle kazara yaşayan bir şeyin genetik mekanizması olamayacağını belirttiler.

Harvard Üniversitesi’nden DNA uzmanı George Church, teknolojinin, kişinin Wikipedia’daki tüm bilgiyi parmak ucu, şu anda disk sürücülerinde saklanan dünyanın tüm bilgisini de avuç içi büyüklüğünde bir yerde saklamasına olanak tanıyabileceğini söyledi.

27.01.2013

Read More

İnternet, Kimliğimizi Yeniden Biçimlendiriyor

Facebookve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri ile çevrimiçi oyunların, insanoğlunun kim olduğu ve dünyadaki yeri ile ilgili görüşleriniyenidenbiçimlendirdiği ortaya çıkarıldı.
İngiliz hükümetinin bilim başdanışmanı Prof. Sir John Beddington,internetkullanımındaki artışa paralel olarak geleneksel kimlik görüşlerinin anlamını yitirdiğini ve sosyal ilişkilerin azaldığını açıkladı.

İngiltere İş, İnovasyon ve Yeteneklerden sorumlu Bakanlığın internet sitesinde “Gelecek Kimlikler” adlı bir rapor yayımlayan Prof. Beddington, internet kullanımındaki artışın yol açtığı “hiper-bağlantı”nın gelecek 10 yıl içinde toplumsal yaşam düzeninde büyük değişime yol açacağı uyarısındabulundu.

Prof. Beddington, “Bu değişim, iyi yönetilmesi durumunda 2012 Londra Olimpiyatları’ndaki dayanışma gibi olumlu ilerlemelere yol açabilir. Göz ardı edilmesi durumunda ise toplumsal dışlanmaya neden olabilir” dedi.

Akıllı telefonlar ile sosyal paylaşım sitelerinin hızlı gelişimi ve internet kullanımının artmasının çıkarları geçici olarak çakışan farklı grupları bir araya getirebildiğine dikkati çeken Prof. Beddington, “Teknolojideki gelişmeler ve internet kullanımı, hükümetler ile özel sektörün verileri toplama ve kullanma yöntemlerini etkilediği gibi bireylerin hakları ve özgürlükleri ile ilgili bilinçlerinin de artmasını sağlıyor” dedi.

Prof. Beddington’un hükümet için hazırladığı bilim ve teknolojideki son eğilimlerle ilgili rapor, bilgisayar bilimi, kriminoloji ve sosyal bilimleralanlarındayapılan son araştırmaları da içeriyor. Rapora göre, daha önce bireylerin kimliğinin biçimlenmesinde büyük rol oynayan din, etnik köken, meslek ve yaş gibi geleneksel unsurlar, internet çağında önemini yitirdi.

Genç nesil, artık kimliklerini sosyal paylaşım sitelerindeki çevrimiçi etkileşimler ve yine çevrimiçi rol oyunları ile biçimlendiriyor. Uzmanlar, gençlerin sosyal paylaşım siteleri ve internet kullanımı sayesinde çevrelerindeki önyargılardan kurtulup kendigerçekkimliklerini daha kolay bulduklarına dikkati çekti.

Özellikle engelli kişilerin, çevrimiçi oyunlar sayesinde engelli olmayan diğer insanlarla eşit bir biçimde sosyalleşme olanağı bulduğu belirlendi. Uzmanlar, çekingen, içe kapanık ve kendini çekici hissetmeyen kişilerin de internet sayesinde kendilerini daha özgürce ifade edebildiklerini söyledi.

Rapora göre bir sosyal paylaşım sitesine üye internet kullanıcılarının oranı, 2011’de yüzde 60’a yükseldi. Bu oran, 2007’de yüzde 43 olarak hesaplanmıştı. Rapor, internet kullanımının Tunus, Mısır ve Libya’da olduğu gibi siyasi aktivizmin tırmanışa geçmesine de yol açtığını belirtti.

23 Ocak 2013

Read More

TÜBİTAK’tan Yalanlama

TÜBİTAK, evrim teorisinin sansürlenmesiyle ilgili çıkan haberlerin doğruları yansıtmadığını bildirdi.

TÜBİTAK’tan yapılan yazılı açıklamada,  kurumun ”evrim teorisi” ile ilgili bilimsel

yayınlarıhakkında bilgi eksikliğinden kaynaklanan haberlerin yer aldığı belirtildi.
Evrim teorisinin sansürlenmesiyle ilgili çıkan haberlerin doğruları yansıtmadığı ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

”Bu konuyla ilgili olarak ne Bilim Kurulumuzda ne de Yayın Danışma ve Değerlendirme Kurulumuzda herhangi bir karar alınmadığı gibi gündem dahi olmamıştır. Bilakis TÜBİTAK, dünyadaki tüm bilimsel araştırmaları ve gelişmeleri yakından takip etmekte, bu yayınları gerek akademik gerekse de popüler bilim kitapları olarak yayımlamayı sürdürmektedir.”
Ayrıca haberlerde adı geçen yazar ve kitaplar konusunda TÜBİTAK’ın herhangi sansürünün söz konusu olmadığı vurgulanan açıklamada, ”Konu tamamen yayın hakkı sözleşmelerinin yenilenmesi süreçleri ve teklif haklarıyla ilgili olup, evrim teorisi yayınlarının kaldırmasıyla ilgili değildir. Kaldı ki evrim teorisi konusunda halihazırda hem yayında hem de baskı programında kitaplarımız bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.
17 Ocak 2013

Read More

Live Messenger’ın Son Günleri!

Popüler mesajlaşma servisi Live Messenger 15 Mart’tan itibaren kullanılamayacak.
Microsoft’un bir zamanların popüler mesajlaşma programı Live Messenger son günlerini yaşıyor. Bazı Live Messenger kullanıcılarına gönderilen Microsoft imzalı e-postalarda yazılımın son kullanma tarihinin 15 Mart 2013 olduğu belirtildi.

Bu tarihten itibaren Microsoft kullanıcılarını Skype ‘a yönlendirecek. Bunun için kullanıcıların ekranına bir bildirim çubuğu gelecek ve Skype ‘a terfi edilmesi istenecek.

 

Read More

Balıklar Zekiymiş!

Çeşitli hayvan türlerinde beynin büyüklüğü ile ilgili bir araştırmayapan bilim adamları, lepistes gibi süs balıklarının sanılandan çok daha zeki olduğunu ortaya çıkardı.

“Current Biology” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre lepistesler (Poecilia reticulata), öğrenme ve sayma yeteneğine sahip.

İsveç’teki Uppsala Üniversitesi araştırmacıları, lepistesleri beyin büyüklüğüne göre gruplara ayırdı ve beyni diğerlerinin beyninden yüzde 9 oranında daha büyük olan balıklardan bir grup oluşturdu.

Yapılan testlerde daha büyük beyne sahip dişi balıkların, daha küçük beyne sahip dişilere oranla çok daha fazla bilişsel gelişme gösterdiği belirlendi.Erkeklerdeise büyük beyinli olanlarla küçük beyinli olanlar arasında önemli bir fark bulunmadı.

Bilim adamları, büyük beyne ve bilişsel yeteneklere sahip olmanın lepisteslere pahalıya mal olduğunu da keşfetti.

Sindirim sisteminin, büyük beyne sahip dişilerde yüzde 8, büyük beyne sahip erkeklerde ise yüzde 20 oranında daha küçük olduğu belirlendi. Küçülen sindirim sisteminin, üreme sistemini deetkilediğive dişinin beyni ne kadar büyükseyumurtasayısının da o kadar azaldığı ortaya çıkarıldı.

08 Ocak 2013

Read More

Tıbbi Atıklar Artık Çevre İçin Tehlikeli Değil

Su ve toprağın en önemli kirleticileri arasında yer alan tıbbi sıvı atıklar, artık çevre için tehdit oluşturmayacak.

Su arıtma sistemleri alanında faaliyet gösteren bir Türk girişimci, her gün kanalizasyona karışan 700 ton tıbbi sıvı atığın, artık çevreye ve su kaynaklarına yayılmasının önüne geçecek buluş gerçekleştirdi.

Bu buluşun üretildiği şirketin yetkililerinden Enver Sarıgül,  yaklaşık 10 yıldır sağlık kuruluşlarına yönelik su arıtma sistemleri üzerinde faaliyet gösterdiklerini belirtti.

Bu alanda uluslararası birçok firma ile çalıştıklarını anlatan Sarıgül, sağlık ve medikal sektörde faaliyet gösterdikleri süre içinde tıbbi sıvı atıkların direkt kanalizasyonlara atılarak insan ve çevre sağlığını tehdit ettiğini gözlemlediklerini anlattı.

ldırılması için bir şeyler yapmak adına, tıbbi sıvı atıkların nötralizasyonu ile dezenfeksiyonu konusunda çalışmalara başladıklarını ve ”Neutralab” adını verdikleri ürünü ortaya çıkardıklarını söyledi.

Türkiye’de tıbbi sıvı atıkların berterafı konusunda tasarlanmış, bilimsel verilere dayanan ilk ve tek cihaz olduğunu savunan Sarıgül, ”Neutralab” adını verdiklerini ürünün, Türk Patent Enstitüsü ile Avusturya Patent Bölümü tarafından patentlendirildiğini belirtti.

Sarıgül, şunları kaydetti:

”Sağlık Bakanlığı’nın 2011 yılı verilerine göre, bin 461 hastaneden ortalama günlük 700 ton tıbbi sıvı atık üretilmektedir. İçinde hastanın tüm özelliklerini taşıyan bu atıklar insan sağlığı için bir tehdit oluştururken, asidik ve bazik etkisi ile ekolojik dengeyi de olumsuz yönde bozmaktadır.

Neutralab, tıbbi sıvı atıkların dezenfeksiyonu ve nötralizasyonu yapan ülkemizin ihtiyaç ve şartları gözönüne alınarak tasarlanmış bir cihazdır. Dezenfeksiyonda en dirençli patojen mikroorganizma olan mycobacterium tuberculosis hedeflenmiştir. Bu şekilde diğer patojenlerin bertarafı sağlanmıştır. Sürekli sıvı akışı altında çalışıp her seferinde aynı sonuçları elde eden son derece de güvenli bir cihazdır.

Ürün, tıbbi sıvı atıkların bertaraf edilmesini nötralizasyon ve dezenfeksiyon yöntemleri ile yapmaktadır. Bu yöntem ekonomik açıdan fayda getirmekle birlikte, sağlık kuruluşlarında tıbbi sıvı atık kaynağı olan laboratuarlar, diyaliz merkezleri, sterilizasyon üniteleri, diş tedavi merkezleri, ameliyathaneler, yoğun bakım ünitelerinden kaynaklanan, enfeksiyonel hastalıkların, çevreye ve su kaynaklarına yayılmasına engel olmaktadır. Böylelikle sağlık kuruluşlarının, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası standartlara ulaşmasına imkan sağlanmaktadır.”

Ürünün atıkların bertarafı konusunda sağlık kuruluşlarına büyük ekonomik avantajlar sağladığını dile getiren Sarıgül, Neutralab’ın en önemli avantajının, tıbbi sıvı atık kaynağı olan laboratuvarlar, diyaliz merkezleri, sterilizasyon üniteleri, diş tedavi merkezleri, ameliyathaneler, yoğun bakım ünitelerinden kaynaklanan enfeksiyonel hastalıkların, çevreye ve su kaynaklarına yayılmasını engellemesi olduğunu vurguladı.

Sarıgül, Neutralab’ın Avrupa Komisyonu tarafından 2 yılda bir düzenlenen ”Sürdürülebilirlik İçin İnovasyon-Avrupa Birliği Çevre Ödülleri 2012-Türkiye” kapsamında düzenlenen yarışmada, ürün kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldüğünü bildirdi.

Enver Sarıgül, ”Burada önemli bir başarı yakaladık. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nın tıbbi atıkların bertarafı konusunda sağlık kuruluşları ve diğer kirleticilere yönelik yasal tedbirler alması ve bunların uygulamasını takip etmesidir” dedi.

 

04.01.2012

Read More

Uçakta Cep ve İnternet Dönemi

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, “Yakında vatandaşlarımız uçakta da ceple konuşabilecek ve internetebağlanılabilecek” dedi.

Bakan Binali Yıldırım, yaptığı açıklamada,

iletişimeher yerde ihtiyaç duyulduğunu, ulaşım araçlarında da insanların iletişim özgürlüklerini kullanmalarını sağlamak zorunda olduklarını ifade etti.

Bu kapsamda, Ankara-Eskişehir ve Ankara-Konya Yüksek Hızlı Tren (YHT) güzergahlarında cep telefonu ve internet hizmeti sunulabilmesi için kapsama alanı çalışması başlattıklarını hatırlatan Bakan Yıldırım, “Vatandaşlarımız, evinde ve işyerinde olduğu gibi trenle seyahat ederken de telefon görüşmelerini yapmak, internete bağlanmak istiyor. Trenle seyahat eden vatandaşlarımız yolculuk esnasında bu imkanlarından mahrum kalmasınlar diye geçen yıl başlattığımız çalışmayı tamamladık” dedi.

YHT güzergahlarının yüzde 99’u kapsama alanında

Ankara-Eskişehir ve Ankara-Konya YHT güzergahlarında yolculuk esnasında cep telefonu ve internet hizmeti sunulması için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) koordinasyonunda Devlet Demiryolları ile Avea, Turkcell ve Vodafone arasında bir protokol imzalandığını anımsatan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bu protokol çerçevesinde her kurum kendi üzerine düşen yatırımları ve çalışmaları yaptı. Gelinen aşamada her iki güzergahta yüzde 99,9 GSM kapsaması ile yüzde 95 oranında Üçüncü Nesil (3G) kapsaması sağlanmış durumda. Yapılan bu çalışmalar sayesinde vatandaşlarımız artık YHT güzergahlarında kesintisiz olarak cep telefonlarıyla konuşma ve internete bağlanma imkanına kavuşmuş oldu.”

Yakında uçakta da ceple konuşulacak, internete bağlanılabilecek

Bakan Yıldırım, YHT’den sonra uçaklarda cep telefonu ve internet kullanımının sağlanmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirterek, yakında vatandaşların havayoluyla seyahat ederken kesintisiz bir şekilde haberleşme yapabilecekleri müjdesini verdi.

İnsanların haberleşme ve bilgiye erişme taleplerinin zaman ve yer sınırı tanımadığını vurgulayan Yıldırım, Bakanlık olarak Türk insanının ulaştırma ve iletişim alanında teknolojinin getirdiği kolaylık ve imkanlardan en iyi şekildefaydalanmasını sağlayacak çalışma ve projelere büyük önem verdiklerini söyledi.

 

30.12.2012

Read More

Yapay Beyin Geliştirildi

Amerikalı bilim insanları insan beyninin bir bilgisayar modelini geliştirdi.

Yapay beyin görüntüleri algılıyor ve sayıları tanıyarak yazıyor. Model birbirine bağlı iki buçuk milyon “sinir hücresinden” ve hareketleri yerine getiren bir tür koldan oluşuyor. Bilimciler yapay beyin sayesinde beyin bölgelerindekietkinliklerive belli başlı davranış biçimleri arasındaki ilişkiyi öğrenmeye çalışacak.

Waterloo Üniversitesi’nden Chris Eliasmith tarafından geliştirilen model de tıpkı insan beyni gibi farklı işlevleri yerine getiren bölümlere ayrılmış. “Spaun” (Semantic Pointer Architecture Unified Network) olarak isimlendirilen beyin modelinin birbirine bağlı olan yapay sinir hücreleri, farklı yollardan etkinleştiriliyor. Model örneğin bir sayı dizisini “aklında tutarak”, sayıları mekanik koluyla yazabiliyor. Bu basit görevler sırasında beyinde son derece karmaşıksüreçlerişler. Yapay beyin, zeka testlerindeki bazı görevlerde insanlar kadar iyi sonuçlara ulaşıyor (Science). Yapay beyin insan beyni kadar uyumlu olmadığı için yeni görevler öğrenemiyorsa da, beynin etkinliklerinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesinde yardımcı olacak.

 

24.12.2012

Read More

Göktürk-2 den İyi Haber

Türkiye’nin yüksek çözünürlüklü yerlikeşifuydusu Göktürk-2’nin dünyadan 686 kilometre yükseklikteki yörüngeye ulaştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzaya gönderilen Göktürk-2’nin canlı yayın anını TÜBİTAK UZAY’da izledi.
Türkiye’nin ilk yüksek çözünürlüklü keşif uydusu Göktürk-2, bugün Çin’in Jiuquan Hava Üssü’nden Dünya’nın yörüngesine fırlatıldı. Fırlatma, kötü hava koşullarının beklenmesi nedeniyle birgünöne çekilmişti. Ateşleme, TSİ 18.12’de gerçekleşti.Ankara’dan da izlenecek fırlatma nedeniyle TÜBİTAK UZAY’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı tören düzenlendi.
İlk sinyal alındı

19.39’da uydunun ilk sinyalinin başarılı şekilde alındığı ve uydu ile Yer arasındaki iletişimin sağlıklı şekilde kurulduğu öğrenildi.

TÜBİTAK Uzay TeknolojileriAraştırmaEnstitüsü Müdür Vekili Tamer Beşer:

Uydunun çalıştığına dair testlerin de başarıyla kontrol edildiğini bundan sonra uydunun panellerinin de yarın sabah açılacağını ve normal işlevlerine başlayacağını söyledi.
Testler tamamlandıktan sonra yarın Göktürk-2’nin uzaydan yollayacağı ilk görüntüleri almayı hedeflediklerini bildiren Beşer, Bu tümüyle ekibin tercihi olacak. Görüntü alımından önce belki biraz daha testlere devam edebiliriz. Ancak Göktürk-2’den görüntü alabilecek durumdayız .

İlk görüntünün alınmasının önemine işaret eden Beşer, böylece uydunun görevini yerine getirmeye başlayacağını kaydetti. Beşer, uydunun ilk görüntülerini henüz karar vermemelerine rağmen Türkiye’den almasını planladıklarını belirtti.

Uydunun fırlatma işleminin Çin’de yapıldığını anımsatan Beşer, ”Fırlatma, başından sonuna kadar Türk ekip tarafından planlandı. Bu çok önemli” ifadelerini kullandı.
Recep Tayyip Erdoğan törende yaptığı konuşmada, ”Bugün Türkiye için miletimiz için tarihi bir anı hep birlikte yaşıyoruz. Türkiye olarak geçmişte de uzaya uydu gönderdik ancak bugün gönderdiğimiz Göktürk-2 uydusu bu alanda artık iddia sahibi bir ülke olduğumuzun da somut ispatı oldu. Şu anda kendi uydusunu imal edebilen 25 ülkeden biri konumuna yükseliyoruz” dedi.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait olan ve 140 milyon lira bütçeli proje kapsamında yapımına 2007 yılında başlanan uydu, 2.5 metreye kadar çözünürlük kapasitesine sahip olacak; dünya çevresini 98 dakikada turlayabilecek olan uydudan tek seferde 600 kilometrelik şeridin görüntüsü indirilebilecek.

Göktürk-2’nin uzaya ateşlenmesi esnasında, Ankara’daki TÜBİTAK merkezi ve Norveç’te bulunan Göktürk yer istasyonu arasında bağlantı kurulacak. Sorunsuz geçmesi beklenen ateşlemenin ardından, Göktürk 2’nin 686 kilometre yükseklikte yörüngeye oturması bekleniyor.

 

Çin’in kuzeybatısındaki Gobi Çölü’nde bulunan Ciuçüen Uydu Fırlatma Merkezinden yapılan açıklamada, Türk uydusunun yerelsaatile 00.13’te fırlatıldığı ve yörüngesine ulaştığı kaydedildi.

Göktürk-2’nin Çin’in kendi yapımı olan Uzun Yürüyüş 2D tipi taşıyıcı roketlerle taşındığı belirtildi. Uzun Yürüyüş roketlerinin şu ana kadar 174’üncü fırlatmasını yaptığı ifade edildi.
Göktürk-2’nin Çin Uzay Bilimleri ve Teknoloji Kuruluşu bünyesinde faaliyet gösteren ”China Great Wall Industry Corporation” (CGWIC) ile imzalanan sözleşmeyle fırlatma işleminin yapıldığı kaydedildi.

Çin bu yıl 19 fırlatma işlemini yerine getirerek 28 uydu ve uzay aracını yörüngeye yerleştirdi.
Ülke gelecek yıl uzaya 20 uydu göndermeyi planlıyor.


İlk görüntü Aralık sonunda

Göktürk-2, yörüngede konumlandıktan sonra ilk sinyalini Ankara’ya saat 21.25’te iletecek. Bu sinyalle uydu sıcaklık, akım, gerilim değerleri hakkındaki ilk bilgileri Dünya’ya iletmiş olacak. Daha sonra, roketten ayrılış sırasında oluşan takla hareketinin durdurulması için Milli Uçuş bilgisayarı Bilge’den, Göktürk-2’ye komutlar gönderilecek ve uydu en son konumuna getirilecek.

Göktürk-2’nin ilk görüntülerini 25-30 Aralık tarihleri arasında Ankara’ya indirmesi bekleniyor. Uydunun geçtiğimiz ay Çin’e yaptığı yolculuğun başında düzelenen  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Hedefimiz 1 metre, hatta 20 santimetreye kadar olan görüntüleri aktarabilecek uydulara sahip olmak” demişti.

Ergün, “Göktürk-2, özellikle askeri alanda faaliyet gösterecek, sivil alana da faydası olacaktır. Rasat’tan Türkiye’nin yüzde 98’inin görüntüsünü defalarca almış bulunuyoruz; Göktürk-2’den sadece Türkiye’nin değil, dünyanın her yerinden görüntü alabileceğiz” ifadesini kullanmıştı.

“Uzay araştırmaları yaşantımıza giriyor”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, Çin’deki Jiuquan Fırlatma Üssü’nden uzaya gönderilmesi planlanan Göktürk-2 uydusuyla ilgili, ‘‘Uzay araştırmaları artık adım adım yaşantımıza girecek” dedi.

Prof. Dr. Demircan, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, Türkiye’nin uzay çağına girişin denemelerini yeni yeni yaptığını, Göktürk-2 uydusunun da Türkiye’de yeni yapılan ilk birkaç uzay aracından birisi olduğunu söyledi.

Yeni yapılan uzay araçlarının her birisinde biraz daha ileri adımlar atıldığına işaret eden Demircan, ”Mesela bu uydunun yüzde 80’den fazlası Türkiye’de yapıldı. Sadece fırlatma aşamasını henüz daha yapamıyoruz Türkiye’de. Uygun roketler gerekiyor. Roket teknolojisi Türkiye’de henüz hiç başlamamış bir araştırma alanı. Önce Rusya’dan fırlatılması düşünülüyordu. Şimdi Çin ile bir anlaşma yapıldı. Çin’den fırlatılacak’‘ dedi.

Demircan, uydunun dünyayı gözleyecek 2 kamerası bulunduğunu ifade ederek, ‘‘Bu kameralardan birisi de ODTÜ’den tanıdığım bir ekibin ürettiği kameralar. Özel detektörler takılı. Kameralar merceklerden oluşuyor, o mercekler ilk kez Türkiye’de oluşturulan mercekler. Duyarlı görüntüler alınacak. O görüntülerden Türkiye’nin doğal kaynakları, madenleri, ormanları, tarım alanları incelenecek. Bu alanlardaki değişimler de kayda geçmiş olacak” diye konuştu.

Zaman içinde Türkiye’nin uzay çağına daha fazla girdiğinde bu uydu yapım teknolojisinin de daha da gelişeceğini anlatan Demircan, şunları kaydetti:

”Türkiye’nin kaynakları, sadece kaynakları da değil, şehirlerin gelişimi, gecekondulaşmanın, trafiğin ve tarımın durumu, taşkınlar, fırtınalar, aklınıza ne gelirse dünya yüzeyinde oluşan olayların hepsi çok hassas şekilde kayda alınabiliyor uzaydan. Onlar incelenip, aradaki bağlantılar ilişkiler çözümlendiğinde de insanlık ona göre önlemlerini alacak. Uzaydan fotoğrafları alan ve bilen kişiler o ekiplerin içinde olduğunda diyecek ki ‘burası uygun değil’, ‘buraya olmamalı bunlar.’ Uzay araştırmaları artık adım adım yaşantımıza girecek. Göktürk gibi uzay araçları da görevlerini yapacak.”

20 Aralık 2012

Read More

Muhteşem 10 Buluş

Scientific American dergisi Aralık 2012 sayısındayaşamın alışılagelmiş seyrini değiştirecek 10 yeniliğe yer vermiş. Örneğin DNA’ya yapay alternatif, suyutemizleyen yağ, kanımızla çalışan kalp pili gibi….

Herkesinyaşamını bir şekilde kolaylaştırma potansiyeline sahip bu buluşların hepsi, 2012’de prototip olarak üretilmiş vekullanılabilirliliğikanıtlanmış; şimdi önümüzdeki yıllarda büyük ölçekte üretilmeyi bekliyor. Bu 10 buluşun her biriolanaksızları olanaklı hale getirme potansiyeline sahip.

DNA’ya yapay alternatif

Sentetik biyologların XNA adını verdikleri yeni moleküller, DNA ve RNA’ların becerilerine ve bazı özel güçlerine sahip olacak. XNA sayesinde bilim insanları laboratuvarlarda, hayatta kalmak ve evrilmek için DNA’ya ihtiyaç duymayan yeni yaşam şekilleri yaratabilecekler.

İngiltere, Cambridge’deki Moleküler Biyoloji Tıbbi Araştırma Konseyi Laboratuvarı’ndan Phillip Holliger, “Yaşam, genetik bilgi deposu ve çoğalma sistemi olmadan düşünülemez., fakat DNA ve RNA vazgeçilmez değildir. Bazı polimerler –en azından altı tanesi- aynı işlevi görür” diyor.

Xeno nucleic acid’in (burada xeno “yabancı” anlamında kullanılır) baş harflerinden oluşan XNA, DNA gibi bükülü bir merdiven şeklindedir. DNA’da, A, C, G ve T ile temsil edilen dört farklı nükleobaz basamaklarını; fosfat grupları ve şekerler de merdivenin kenarlarını oluşturur. Son 30 yıldır bilim insanları, yapay nükleik asit yaratmak için şeker türleri üzerinde çalışmalar yapıyor.

Holliger doğal polimeraz enzimlerini yeniden programlayarak DNA’ları RNA’lara çevirmeyi başardı. Böylece evrimin temelini oluşturan genetik bilgileri depolama ve nakletme işlevini yapabilme yeteneğine sahip oldu. Bu aşamadan sonra bilim insanları basit bir bakterinin içindeki DNA’yı çekip çıkartarak yerine XNA’yı yerleştirdiler.

Holliger, şu anda XNA tabanlı yaşam şekillerinin ortaya çıkması için daha çok zamana ihtiyaç duyduğumuzu belirtiyor.

Solunumu desteği sağlayan köpük

Vücuda şırınga edilebilen mikro-kabarcıklar, astım hastalarına ve solunumu duran kaza kurbanlarına zaman kazandırıyor.

Yemek yerken boğazına bir şey kaçan, şiddetli astım krizi geçiren veya akciğeri hasar gördüğü için solunumu duran kişilerin beyni, birkaç dakika içinde kendini kapatır; akabinde kalp durur ve ölüm kaçınılmazdır. Bu durumda acil müdahalede bulunanların yapacağı tek bir şey vardır; o da hastanın boğazından aşağı tüp sokmak. Bu işlem hem zaman alır, hem de risklidir.

Şimdi şırınga edilebilen yeni bir eriyik, bu hastaların 15 dakika daha hayatta kalmalarını sağlıyor. Böylece hastaneye yetiştirmek için zaman kazandırıyor. Bu eriyik, birkaç saniye içinde kan tarafından emilen oksijen mikro-baloncukları içeriyor. Baloncuklar o kadar küçük ki, kan akışını engelleyip inme veya kalp krizine yol açan hava ambolisi yaratmıyor.

Boston Children’s Hospital’den kardiyolog John Kheir meslektaşları bu yaşam kurtaran köpüğü yaratırken mevcut tıbbi nanoteknolojiden yararlandılar. Bugün bu teknoloji vücuda ilaç iletiminde ve ultrason ile görüntüleme için boyar madde uygulamasında kullanılıyor.

Bu yaklaşımın en önemli sakıncası, kanın oksijeni çok hızlı emmesine bağlı olarak, baloncukların kanda kesintisiz bir biçimde hareket edebilmesi için bol miktarda tuzlu eriyiğe ihtiyaç duyulması. 15 dakika sonra hastanın aldığı eriyik ödem yaparak kalbi durdurabiliyor. Şimdi Kheir’in ekibi eriyiği daha az miktarsa tuzlu suya ihtiyaç duyacak şekle dönüştürmeye çalışıyor.

Bir diğer sorun da normal solunumun durması durumunda vücutta CO2’nin birikmesi. Bu da vücudu zehirleyen bir gelişme. Ne var ki Johns Hopkins Üniversitesi’nden Raymond Koehler, vücudun CO2 düzeyindeki artışla, oksijen eksikliğinden daha iyi başa çıkabildiğini söylüyor.

Alzheimer’i ortaya çıkmadan önleyen ilaç

2013 yılında 300 denek üzerinde denenmeye başlayacak olan yeni bir ilaç, hastalığın başlamadan önce engellenebilmesinin yolunu açabilir.

Alzheimer hastalığının neredeyse tedavisi yok. İnsanın kimliğini çalan bu hastalığı durdurmak için geliştirilen yaklaşık 100 kadar ilaç umutları boşa çıkarttı. Bilim insanları şimdi hastalığı daha başlamadan durduracak yeni bir strateji üzerinde çalışıyor. Sağlıklı insanların kalp hastalıklarını önlemek için kolesterol düzeyini düşüren statin grubu ilaçları kullanmaları gibi, Alzheimer riski taşıyan insanlar bir gün gelip tek bir hap yutarak hastalığın ortaya çıkmasını önleyebilecekler.

Bunun için bilim insanları amiloid denilen zararlı proteinleri vücuttan yıkayıp atacak bir ilacın peşindeler. Son zamanlara kadar amiloid birikimleri, hasta öldükten sonra beyinlerinin incelenmesi sonucu görülebiliyordu. Ancak yeni bir buluş olan ileri pozitron-emisyon tomografisi, canlı insanların beyinlerini tarayarak semptomlar ortaya çıktığu zaman amiloidleri görüntüleyebiliyor.

2013 yılının başlarında, tüm onayların alınması durumunda yeni ilaç araştırması Kolombiya’da birbirleriyle uzaktan akraba olan 300 kişi üzerinde yürütülecek. Bu ailenin bireylerinde Alzheimer’ın nadir görülen ve erken evrede ortaya çıkan bir türü oldukça yaygın. Bu insanlar hastalığa bağlı olarak 50’li ve 60’lı yaşlarında bebekler kadar aciz bir hale gelebiliyorlar. Normal olarak kimin Alzheimer’a yakalanacağı bilinmezken, bu ailede kan testi ile ortaya çıkan tek bir genetik mutasyon kimin kurban olacağını gösteriyor.

Phoenix’teki Banner Alzheimer Enstitüsü’nden Eric Reiman ve meslektaşı Pierre Tariot, Kolombiyalı ortakları Francisco Lopera bu ailenin erken müdahalenin doğuracağı avantajları öğrenmek için eşsiz bir fırsat olduğunu fark etti. Hastalığa yakalanmış ve semptomlarının görüldüğü, ailenin 200 bireyinden 100 kadarına Crenezumab adı verilen deneysel ilacı, diğer 100’üne de plasebo vermeyi planlıyorlar. Mutasyonun görülmediği diğer 100 bireye de plasebo verilecek.

İlaç 5 yıl boyunca dönemsel olarak uygulanacak; birkaç ayda bir de denekler yoğun testlere tabi tutulacaklar. Dönemin sonunda ilaç başarılı bulunsa bile bunun daha yaygın olan ve yaşlıları etkileyen Alzheimer türü için yarar sağlayacağının garantisi yok.

Suyu yağ ile temizlemek

Basit bir kimyasal uygulama atık suları çok ucuza temizleyecek.

Massachusetts General Hospital’den doktora öğrencisi Anurag Bajpayee, dondurularak saklanan insan hücrelerinin zarar görmemesi için gliserolün yanı sıra hücrelere soya yağı da enjekte etmeyi denedi. Bu deney sırasında suyu soya yağı ile temizleyebileceği fikrini de araştırdı.

Soya yağı hedefe odaklı çözücülerden biridir. Bu tür çözcüler, tuz gibi suda bulunan diğer molekülleri çözmeden suyu çözerler. Soya yağı 40 dereceye kadar ısıtıldığı zaman suyu emerek kirletici molekülleri geride bırakır; daha sonra bunlar da filtre edilerek temizlenir.

Fakat Bajpayee’nin deneyinde bir bardak suyu temzilemek için bir yüzme havuzunu dolduracak miktarda soya yağının gerekmesi uygulamayı olanaksız hale getiriyordu. Dolayısıyla daha verimli başka bir hedefe kilitli solvent gerekiyordu. Bu iş için doğal olarak sütte oluşan ve su ile kolayca bağ kurabilen dekanoik asit üzerinde karar kıldı. Bu yağ asidi denizsuyunu tatlı suya dönüştürebilse de madencilik faaliyetleri sonucu oluşan atık sular gibi daha tuzlu sularda daha iyi sonuç veriyordu. Özellikle petrol sanayinde oluşan kirli suların temizlenmesi için ideal bir asitti.

Bajpayee şimdi dekanoik asidin sanayi atıklarını ve tuzlu suları verimli bir şekilde temizleyip temizleyemeyeceğini araştırıyor. Hedefi bugün kullanılmakta olan konvansiyonel yöntemlerinin en ucuzundan daha ucuza mal olabilecek bir teknik geliştirmek.

En gelişmiş sürdürülebilirlik endeksi

Tüketiciler yeni bir derecelendirme sistemi sayesinde tedarik zincirinin tüm aşamalarındaki çevresel ve sosyal maliyetleri gösteren bir endekse erişebilecekler ve satın alma kararlarını bunlara göre verecekler.

Tüketicilerin büyük bir kısmı satın alma kararını verirken ürünlerin pazara ulaşıncaya kadar geçirdiği evrelerin, dünyamıza ne kadar olumsuz etki yarattığını bilmek istiyor. Ürünün çöpe atıldığında doğaya ne kadar süre içinde karışacağı veya üretim sırasındaki CO2 emisyonu gibi endeksler tüketicinin kararlarında oldukça etkili. Burada sorun, bilgi eksikliği değil, tam tersi bilgi fazlalığı.

Bir ürünle ilgili karar verirken, çevresel ve sosyal maliyetleri değerlendiren tek bir metrik sisteminin olması tüketicin işini büyük ölçüde rahatlatabilir. On kadar öncü üniversite, kar amacı gütmeyen çok sayıda örgüt ve 80 çokuluslu şirketin kurmuş olduğu Sürdürülebilirlik Konsorsiyumu (Sustainability Consortium) işte bu amaca hizmet ediyor. Başka bir deyişle tedarik zincirinin tüm aşamalarını kapsayan standart bir endeks oluşturmayı hedefliyor.

Wallmart’ın sürdürülebilirlikten sorumlu yöneticisi Jeff Rice, tedarik zincirini kapsayan sürdürübilirlik uygulamalarının yalnızca çevreyi temizlemekle kalmayacağını, aynı zamanda maliyetleri de düşüreceğini ileri sürüyor.

Fetüse gen taraması

Fetüse zarar vermeden uygulanan yeni bir genom tarama işlemi, tek gen mutasyonuna bağlı binlerce hastalığı erken evrede teşhis etme olanağı yaratıyor.

Bilim insanları son zamanlarda, anneden alınan kan örneği üzerinden fetüsün eksiksiz genetik haritasını çıkartabiliyor. Genetik taramada devrim yaratan bu işlem sayesinde fetüsün doğumdan çok önce kistik fibroz, Tay-Sachs hastalığı veya frajil-X sendromu gibi tek gen mutasyonuna bağlı hastalıkları teşhis edilebiliyor. Böylece doktorlar doğumdan önce tedaviye başlayabiliyor ve aile çocuğun gereksinimlerini karşılamak için kendilerini hazırlayabiliyor.

Popülasyonun %1’i tek-gen hastalığı ile yaşıyor. 2011 yılından bu yana doktorlar anne kanından aldıkları bir örneği inceleyerek doğacak çocukta Down sendromu geni gibi anormal bir kromozom olup olmadığını anlayabiliyor. Ne var ki bu düzeyde bir bilgi ile 3.500 dolayındaki tek-gen hastalıklarının çoğunu önceden teşhis etmek mümkün değildi. Doktorlar amniyotik sıvı veya plasenta dokusundan aldıkları örnekler üzerinden bu hastalıkları teşhis etmeye çalışmakla birlikte, bu testlerin düşüğe neden olmak gibi annenin arzu etmeyeceği bazı risklere yol açtığı da biliniyor.

Oysa şimdi yeni bir test, annelere hamileliklerini riske atmadan çocukla ilgili daha ayrıntılı bilgi edinebilmelerinin yolunu açıyor. Ayrıca bu işlem, kadın doğum uzmanı olmadan da uygulanabildiği için dünyada çok daha fazla sayıda kadına ulaşabiliyor. Araştırmacılar bir süre sonra annenin kendi kendine alabileceği örnekleri laboratuvara göndererek, işlemin çok basitleştirilebileceğini umut ediyor.

Akıllı telefonlardan gelen veriler

Akıllı telefonlardan gelen akıl almaz boyuttaki veriler, kullanıcıların izin verdiği ölçüde tüm yaşantımızı değiştirecek.

Çoğumuz sürekli gözetim altında tutulmanın yaşantımızı nasıl etkileyebileceğini bilmiyoruz -veya düşünmek istemiyoruz- . Biliyoruz ki cep telefonlarının yaydığı sinyallerden insanların günün her hangi bir saatinde nerede olduğunu saptamak olası. Ayrıca dostlarımızın, ailemizin iş arkadaşlarımız hakkında gizli bilgilere erişmek de artık zor değil.

Bu bilgilerin kaynağı akıllı telefonlar. Bu cihazların her biri fabrikadan çıktıkları andan itibaren, merkezi sunuculara aralıksız olarak konumlama verilerini bildirir. Bu arada çok az sayıda kullanıcı böyle bir veri aktarımına izin vermez veya çok azımız böyle bir seçeneğimiz olduğunu biliriz.

Şimdi bilim insanları ve ticari araştırmacılar milyarlarca koordinatı anlamlı bir şekilde kullanarak milyonlarca insanın hareket grafiğini çizmenin yollarını araştırıyor.

“Büyük veri”lerle baş etme becerisi henüz daha emekleme evresinde. Şirketler, bu verileri pazarlamacılara şimdilerde satmaya başladı ve cep telefonu kullanıcıları da özel yaşamı korumak adına araştırmacılara sınırlı miktarda veri sunmayı tercih ediyor. Bu sektördeki üç büyük hizmet sunucu –Google, Apple ve Skyhook- bu bilgileri kullanırken kullanıcıların tolumsuz tepkilerinden çekindikleri için oldukça tedbirli ve cimri davranıyorlar.

Oysa bu bu devasa boyuttaki bilgilerin akıllıca kullanılması beraberinde pek çok avantaj da getirebilir. Örneğin reklam saldırından korunmak ve salgın hastalıkların yayılmasını önlemek gibi…

Bu kadar büyük verileri kullanırken özel hayatın korunması konusuna çözüm üretilirse, günlük yaşantımızda çok büyük ve olumlu değişiklikler yaratılabilir. Bu arada hükümetler ve şirketlerin de işi büyük ölçüde kolaylaşabilir. Ancak bunun için tüketicilerin kendilerin ait bilgilerin daha büyük bir kısmının kullanılmasına onay vermesi gerekiyor. Böylece kamu sağlığı, ulaşım ve elektrik/su dağıtım hizmetleri gibi uygulamalar daha verimli bir şekilde yönetilebilir.

Şekerle çalışan kalp pili

Kandaki glikoz tıbbi cihazlara enerji sağlayabilecek.

Geleceğin kalp pilleri, insülin pompaları ve diğer tıbbi cihazları pilsiz çalışabilecek; pil yerine vücuda enerji sağlayan şekerin yardımı ile çalışacak. Bilim insanları glikoz ile çalışan implantları ilk olarak 1960’lı yıllarda gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal olarak düşünmeye başladı. 1970’li yıllarda lityum iyon pillerinin ortya çıkmasıyla, daha basit ve daha güçlü çözümlerin yolu açıldı.

Bugün vücut içine yerleştirilmiş implant pillerinin değiştirilmesi gerektiğinde bu işlem yalnızca ameliyat ile yapılabiliyor. Örneğin kalp pili takan hastanın her 5-15 yılda bir ameliyat olması gerekiyor. Doldurulabilen pillerin de vücut dışında elektronik cihazlara kablolar üzerinden bağlanıyor olması hastayı enfeksiyon riski ile karşı karşıya bırakıyor.

Son yıllarda implant devrelerinin gelişmesine bağlı olarak enerji gereksiniminin azalması, glikoz biyoyakıt pillerinin daha verimli çalışmasını sağlayacak. 2012’de M.I.T.’den mühendis Rahul Sarpeshkar, yarı-iletken üretim teknolojsinden yararlanarak, yakıt pilinin prototipini üretti. Bu pilin, omurilik ve beyni koruyan sıvı içindeki glikozdan yararlanarak çalışabileceğini düşünüyordu. Sonuçta prototip pil laboratuvarda sorunsuz çalışırken, vücut içinde serum ve amino asitlerin engellemesiyle enerji kayıpları oluştu.

Bu engelleri ortadan kaldırmaya çalışan Sarpeshkar, 10 yıl içinde bu pilin vücutta sorunsuz çalışabileceğini ileri sürüyor. Bu implantların şekerle çalışması durumunda nano boyutta robotlar, ilaçları hedefe doğrudan ulaştırabilecekler.

Ticari amaçlı insansız hava taşıtları

Küçük, insansız hava taşıtları bundan böyle yalnızca askeri amaçlarla kullanılmayacak; ticari kuruluşların da ihtiyaçlarına yanıt verebilecek.

Bugüne dek Predator gibi küçük, insansız ve kendi kendini yöneten hava taşıtları askeriyenin ve güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarına yanıt vermek için geliştirilmişti. Son yıllarda sivil amaçlarla da kullanılmaya başlandı. Çevreyi kirletenleri tespit etmek, türleri tükenmiş hayvanları izlemek, petrol platformlarında szıntı olup olmadığını belirlemek veya film çekmek için de kullanılabiliyor.

Teknolojinin gelişmesiyle radyo-kontrollü model uçakların yerini kendi kendini yöneten uçaklar alacak. Gelişmiş kamera ve sensörlerle donatılan bu taşıtlar, ekinlerin ne zaman suya ihtiyaç duyduğunu, petrol sızıntılarını ve trafik sıkışıklığını anında bildirecek. U.S. Geological Survey’den Mike Hutt, “Bu taşıtlar çok büyük bir potansiyele sahip; şimdilik yapabileceklerinin çok azına tanık oluyoruz” diyor. Gerekli yasal ve etik düzenlemelerin yapılması –hava trafiğini düzenlemek, uçuş yüksekliğini belirlemek, özel yaşamı koruma altına almak vb.- durumunda 2015 yılından sonra herkes bir hava taşıtına sahip olabilecek.

Elektronik dövmeler

Yara bandına benzer, ultra ince, esnek sensörler, sağlık durumumuzla ilgili verileri tıbbi merkezlere kablosuz olarak iletebilecek.

Mühendisler esnek plastikler üzerine devre yerleştirmeyi başardı. Ancak elektronik cihazlar çok daha esnek ve yumuşak bir şekle dönüşme eğiliminde. Başka bir deyişle dövme gibi bazı elektronik devreleri vücudumuzu üzerine giyebileceğiz. Amaç, tansiyon, kan şekeri düzeyi gibi yaşamsal işaretleri kontrol altında tutabilmek. Bu devreler ayrıca giysilerin dokusunun içine yerleştirilerek akıllı telefonlara enerji sağlayacak veya gıda ambalajlarına yerleştirilerek bulaşma veya kirlilik olup olmadığını haber verecek.

Bu teknolojinin öncüsü Illinois Üniversitesi’nden John Rogers, “Gelecek 5-10 yıl içinde bu esnek ve yumuşak elektronik cihazların boyutları bugünkü yara bantları kadar olacak” diyor. Bu sensörler sağlığımızı kontrol altında tutacak ve sonuçları kablosuz olarak bir sağlık merkezine iletebilecek. Yara bandına benzer sensörler vücutta bir hafta kadar kalabilecek ve “tıbbi dövme” olarak hizmet verecek. İleride bu devrelerin kalbin veya beynin içine yerleştirilmesi planlanıyor.

 

18.12.2012

Read More

8 Çekirdekli Cep Telefonu Geliyor

Dünyanın ilk 8 çekirdekli cep telefonu geliyor; hem de hiç beklemediğimiz bir yerden…Mobil teknoloji o kadar hızlı evrimleşiyor ki, sonunda sekiz çekirdekli ceplerden de bahsetmeye başladık. Çinli bir web sitesinin iddiasına göre cep üreticisi ZTE, Apache adında 8 çekirdekli bir cep üzerinde çalışıyor.

China Times’ın haberine göre ZTE, MediaTek ile bir araya gelerek ZTE Apache adını taşıyan, deyim yerindeyse bir “çekirdek canavarı” meydana getirecek. Bu işlemciler, telefonun full HD ekranı, 13MP’lik kamerası ve 4G bağlantısı ile bir araya gelerek inanması güç bir cihaz ortaya koyacak.

Geçtiğimiz günlerde Samsung’un da sekiz çekirdekli cep işine önümüzdeki sene girişebileceği iddiaları ortaya atılmıştı. ZTE hakkındaki bu rapor doğru ise şirket, Samsung’dan önce de davranabilir. Ancak China Times’ın iddialarının her zaman gerçeğe dönüşmediğini hatırlamakta da fayda var.

MWC 2013 ve CES 2013, 8 çekirdekli cepler hakkında biraz olsun merakımızın yatışmasına vesile olabilir.

Read More

Einstein’in Beyni Farklı

Nobel ödüllü fizikçi Albert Einstein’ın, normal insanların beyninden çok daha farklı bir beyne sahip olduğu ortaya çıkarıldı.

Florida Eyalet Üniversitesi’nden evrimsel antropolog Dean Falk,Einstein’ın beyninin büyüklük ve şekil açısından normal olduğunu, ancak beynin bazı kısımlarındaki anatomik özelliklerin son derece farklı olduğunu söyledi.

Falk, Einstein’in beyninin prefrontal, somatosensoriyel, motor, paryetal, temporal ve oksipital kortekslerinin olağanüstü özellikler gösterdiğini belirtti.

Bu özelliklerin Einstein’in mekansal ilişkilerin görsel algısı ve matematik yeteneklerine nörolojik destek sağladığına dikkati çeken Falk,“Einstein’in beyninin ön lobu aşırı derecede kıvrımlı, paryetal loplar da olağanüstü bir biçimde asimetrik. Somatosensoriyel ve motor korteksler ise sol yarımküreye doğru büyük bir genişleme gösteriyor” dedi.

1955 yılında hayata vedan eden Einstein’in beyni, kafatasından çıkarılmış ve çeşitli açılardan fotoğraflanmıştı. Bu fotoğrafların çoğu, 1955 yılından bu yana kayıptı.
Bu fotoğraflardan 14’ü, kısa bir süre önce fotoğrafları çeken patolog Thomas Harvey tarafından New Jersey’deki Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi’ne bağışlanan belgeler arasında bulundu.

Einstein’in beyni fotoğraflandıktan sonra incelenmek üzere 240 parçaya bölünmüştü. Bu parçaların büyük bir kısmı, hala Princeton Üniversite’si bünyesindeki Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi’nde saklanıyor. Diğer parçaların nerede olduğu ise bilinmiyor.

Einstein, genel görecelik kuramını geliştirerek bilim dünyasında devrim yapan ve 1921 yılında fotoelektrik etki üzerine çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştü.
Falk’ın “Albert Einstein’ın Serebral Korteksi: Yayımlanmamış Fotoğrafların Ön Analizi” adlı çalışması, “Brain” dergisinde yayımlandı.

Öte yandan, araştırmada elde edilen bulgular, önemli bir soruyu da gündeme getirdi: “Einstein, olağanüstü bir beyine sahip olduğu için mi fizikçi oldu, yoksa fizikle uğraşması, beyninin belirli kısımlarının olağanüstü bir biçimde değişmesine mi neden oldu?”

19 Kasım 2012

Read More

Cep Telefonlarında Artık Şarj Bitmeyecek

ABD’de araştırmacılar, acil durumlarda, cep telefonunusallayarakşarjetmeye yarayacakbsistem üzerinde çalışıyor.

ABD’deki Virginia Tech Üniversitesi’nden Shashank Priya ve ekibi, cep telefonlarında ses, basınç ve hareketi enerjiye dönüştürecek yeni bir sistem üzerinde çalışma sürdürüyor.

Ekibin çalışması, telefonutuşlarken ya da sallarken kullanılan enerjinin, cihazın içine yerleştirilen ”acil durum şarj aletine” aktarılabileceğini gösteriyor.

Deneyde kullanılan piezoelektrik maddeninsesve basınç karşısında vereceği tepkinin, telefonu çalıştıracak enerjiye dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini test eden ekip, beklediği sonuca ulaştı.

Yapılan deney, ses ve basınçla karşılaştığında titreşen ve elektrik akımı üreten bu maddenin telefona yerleştirilmesiyle kurulacak sistemin, cihazın kısa süreliğine şarj edilmesine yarayabileceğini de göstermiş oldu.

Priya ve ekibi, bataryanın boşaldığı acil durumlarda telefonu birkaç dakika sallamanın, önemli bir görüşmeye yetecek enerjiyidepolamayayeteceğini düşünüyor.

Amerikalı ekibin araştırması, ”New Scientist” dergisinde yayımlandı.
16 Kasım 2012

Read More

Windows 8 Türkiye’de

Yazılım devi Microsoft’un günler önce ABD’de duyurduğu yeni işletim sistemi Windows 8’in Türkiye lansmanı da dün akşam saatlerinde yapıldı.

Microsoft Türkiye Genel Müdürü Tamer Özmen, Windows 8 ile birlikte gelen yeni özellikleri anlattı. Microsoft’un yeni işletim sistemi için kesenin ağzını açtığını dile getiren Özmen, bu anlamda 1.9 milyar dolarlık bir bütçenin Windows 8 için ayrıldığına dikkat çekti.

Windows 8’in Türkiye fiyatlarıyla ilgili de bilgi veren Özmen, Windows 8 kurulu cihaz fiyatlarının 200 TL ila 2000 TL arasında değiştiğini kaydederken, Windows 8’in 4 günde 4 milyon kullanıcıya ulaştığını hatırlattı ve Türkiye için tahmini rakamı paylaştı: “2013’te 1.3 milyon Türk kullanıcısının Windows 8 kullanacağını düşünüyoruz” dedi.

Microsoft’un arama motoru Bing ile ilgili de tarih veren Özmen, Bing’in Türkiye pazarına girişinin 2014’ü bulacağına dikkat çekildi.

iPad mini, Windows 8 ve Windows Phone 8 derken Türkiye yeni bir cihazla daha “resmen” tanışacak. Xbox 360’ın yıl sonuna kadar Türkiye’de satışına başlanması bekleniyor.

 

04.11.2012

Read More

Hastalıklar Çıplak Gözle Saptanabilecek

İngiliz bilim insanları hastalıkların çıplak gözle teşhisine imkan veren bir algılama cihaz geliştirdi.

Imperial College London yüksek okulundan bilim insanlarının prototipini geliştirdikleri algılama cihazı, hastalıkların ve virüslerin daha başlangıç aşamasında belirlenmesine imkan sağlayacak derecede hassas ölçümler yapılmasına imkan sağlıyor.

Bilim insanları, geliştirdikleri görsel algılama teknolojisinin, başlangıç safhasındaki prostat kanseri ve HIV de dahil olmak üzere virüs enfeksiyonlarının teşhisinde kullanılan, tıpta altın standart olarak adlandırılan metotlardan 10 kat daha hassas ölçüm yapılabilmesine olanak sağladığını bildirdi.

Bilim insanları cihaz sayesinde, hastalıkları belirlemek için gereken gelişmiş araç gereçlerin kısıtlı olduğu ülkelerdeki hastalar için daha ucuz ve daha basit teşhis ve erken tedavi imkanına kavuşacaklarını belirtti.

Araştırma ekibinin başı, Imperial College London’ın Materyaller ve Biyo Mühendislik Bölümü’nden Prof. Molly Stevens yaptığı açıklamada, ‘‘Retroviral tedavilerde kaydedilen iyileşmeleri değerlendirmek ve yeni enfeksiyon vakalarının kontrolünü yapmak için hastaların belirli aralıklarla tıbbi testlerden geçirilmeleri hayati önem taşır. Ne yazık ki tıpta altın standart adı verilen mevcut hastalık belirleme metodları, sınırlı kaynaklara sahip ülkeler için aşırı derecede pahalı olabiliyor. Bizim pek çok hastalığın daha iyi izlenmesine imkan vermek üzere daha fazla tıbbi test yapılmasını sağlayan yaklaşımımız, daha hassas ölçümler yapılmasını mümkün kılıyor, karmaşık aletler gerektirmiyor ve on kat daha ucuz” dedi.

Bilimsel çalışmada cihazın hassasiyetini kandaki p24 adı verilen, AIDS hastalığına yol açan HIV’in biyolojik belirleyicisi üzerinde deneyen araştırmacılar cihazın, düşük seviyelerde virüse maruz kalan hastalardan alınan kan örneklerindeki p24 seviyelerinde meydana gelen çok küçük değişiklikleri saptayabilecek kadar hassas olduğunu belirtti.
Bilim insanları şu an HIV teşhisinde kullanılan elisa testi ve HIV teşhisinde altın standart kabul edilen nükleik asite dayanan testte böylesine hassas ölçümler yapmanın mümkün olmadığını vurguladı.

Cihazı prostat kanserinin biyolojik belirleyicisi olan Prostat Spesifik Antijeni (PSA) üzerinde de test ettiklerini belirten araştırmacılar, geliştirdikleri cihazın, kendine özgü biyolojik belirleyicileri bilinmeyen diğer hastalıklar ve virüsleri saptayacak biçimde yeniden şekillendirilebileceğinin altını çizdi.

Cihaz tek kullanımlık bir muhafazada bulunan kandan türetilen serumu analiz etmek suretiyle çalışıyor. Analiz edilen serumdaki p24 veya PSA sonuçlarının pozitif olduğunda kaptaki solüsyonda, mavi renk oluşmasına yol açan düzensiz nano parçacık kümeleri yaratan bir reaksiyon oluşuyor. Sonuçların negatif olduğu durumlarda ise nano parçaçıklar top biçiminde şekillere ayrılarak solüsyonda kırmızımtrak bir renk oluşturuyor. Her iki reaksiyon da çıplak gözle görülebiliyor.

Nature Nanotechnology adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmanın yazı heyetinde yeralan Dr. Roberto de la Rica, cihazın hassasiyetine ilişkin yaptığı açıklamada, ”Eskiden saptanabilmesi mümkün olmayan HIV enfeksiyonları ve kanser göstergelerinin saptanmasına imkan sağlayacağına inandığımız tıbbi bir test geliştirdik. Bu, hastaların tedavilerine daha erken başlanabileceği anlamına geliyor” dedi.

31 Ekim 2012

Read More