Genel Bilgiler

İÇME SUYU ARITMADA KULLANILAN YÖNTEMLERİN İRDELENMESİ

Türkiye’de uygulanan içme ve kullanma suyu arıtma teknolojileri genellikle benzerdir; havalandırma, pıhtılaştırma, yumaklaştırma, çökeltim, kum filtrasyonu ve dezenfeksiyon ünitelerini içermektedir.

Konvansiyonel arıtma tesisleri genellikle yüzeysel su kaynaklarının kullanılması durumunda teşkil edilmekte olup, kaynak veya kuyu sularının kullanıldığı bölgelerde ise su sadece klorlama işlemini takiben şebekeye verilmektedir.

 

Kimayasal Arıtma

Kimyasal arıtma süreçleri genel olarak kimyasal madde ilavesi gerektiren tüm yöntemleri kapsamaktadır. Nötralizasyon (pH ayarlama), pıhtılaştırma/yumaklaştırma, kimyasal oksidasyon/redüksiyon ve dezenfeksiyon bu kapsamda ele alınabilir. Pıhtılaştırma ve yumaklaştırma işlemlerinde çeşitli koagülantlar, koagülant yardımcıları ve polielektrolitler kullanılmaktadır. Değerliği yüksek pozitif iyonlar (demir ve alüminyum tuzları gibi) koagülasyon işleminde daha etkin bulunmakta, bu nedenle kullanımı tercih edilmektedir.

Koagülasyon ve flokülasyon işleminin ardından oluşan yumakların uzaklaştırılması gereklidir. Bu amaçla çoğunlukla çökeltim havuzları kullanılmaktadır. Çökelme türü ve arıtma tesisindeki kullanım amacına göre yatay veya düşey akışlı, dikdörtgen, kare veya dairesel planlı çökeltim havuzları tasarlanabilir.

Filtrasyon

Filtrasyon işlemi konvansiyonel içme suyu arıtımının olmazsa olmaz ünitelerinden biri olup, arıtma mekanizması sudaki safsızlıkların filtre malzemesi arasındaki boşluklarda tutulmasıdır. Filtrasyon sırasında süzme, çökeltim, adsorpsiyon, yumaklaşma ve biyolojik süreçler etkili olmaktadır. Bu mekanizmaların sonucunda suda askıda halde bulunan katı maddelerin, bulanıklığın, organik bileşiklerin, kil, silt, demir ve mangan gibi inorganik maddelerin ve patojen mikroorganizmaların uzaklaştırılması sağlanmaktadır. Filtreler genellikle suyun geçiş hızına bağlı olarak (yüzeysel hidrolik yük veya filtrasyon hızı) yavaş kum filtreleri (YKF), hızlı kum filtreleri (HKF), basınçlı filtreler (BF)  şeklinde gruplandırılabilir.

YKF’lerinde dane çapı oldukça küçük filtre malzemesi kullanılır (0.2-0.6 mm) ve dolayısıyla su filtre ortamından çok düşük hızlarda geçer (<1 m/saat). YKF’ne filtrasyon sürecinde mikroorganizmaların arıtma sürecine katkısı olmasından dolayı klorlu su verilmesi uygun olmaz. Bu nedenle filtrasyon işleminden sonra klorlama yapılması gerekir. Ayrıca bulanıklığın düşük olduğu renk, alg gibi kirliliklerin suda bulunmadığı koşullarda uygulanması tercih edilir. Aksi takdirde YKF’nin önüne HKF konmak suretiyle son ünite olarak kullanılması görülebilen uygulamalardandır. Hızlı kum filtreleri ise (HKF) en yaygın kullanılan filtrasyon üniteleridir. Nispeten iri granüler malzemenin (0.8-1.2 mm) kullanıldığı HKF’nde filtrasyon hızı 5-20 m/saat arasında değişmektedir. Bu nedenle alan ihtiyacı YKF’ne oranla daha az, dolayısıyla kullanımı yaygın ünitelerdir. Ancak, mekanik ekipman ihtiyacı fazla olup, işletimi daha karmaşıktır. HKF genellikle pıhtılaştırma/yumaklaştırma ve çökeltim süreçlerini takiben kullanılmaktadırlar. Filtrasyon işlemleri partiküler veya bulanıklığa neden olan safsızlıklarının giderilmesi yanı sıra, ham su içindeki demir, mangan, arsenik, vb. maddelerin uzaklaştırılmasında da kullanılmaktadır. Örneğin arsenik giderimi için oksidasyon süreçlerini takiben arsenatın (As V) tutulması amacıyla klasik tip filtrelerin yerine bazı adsorban maddelerin (örneğin yeşilkum-greensand) filtre malzemesi olarak kullanıldığı sistemler görülebilmektedir.

Dezenfeksiyon

Dezenfeksiyon, su içinde insan sağlığına zararlı olabilecek hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmaların yok edilmesi işlemidir. Dezenfeksiyon işlemi ile mikroorganizmaların hücre zarında tahribat yapılarak permeabilitesinde ve enzim aktivitesinde değişim olması sağlanır. Hücre aktivitasyonundaki bozunma organizmaların çoğalmasını engelleyerek ortadan yok olmasına neden olur. Ayrıca, kullanılan dezenfektanlar organik maddenin parçalanmasına neden olup, besin maddesi eksikliği yaratarak yok olmayı destekler. Dezenfeksiyon amacıyla uygulanabilecek yöntemler arasında i) Fiziksel yöntemler (Isı, UV, güneş ışığı, elektromanyetik, ses), ii) Kimyasal yöntemler (Klor ve bileşikleri, halojenler, ozon, permanganat, fenolik bileşikler, hidrojen peroksit, alkali  ve asitler, vb.), iii) Mekanik yöntemler (Eleme, çökeltim, vb.) sayılabilir.

Kimyasal dezenfeksiyon içme ve kullanma suyu arıtımında yoğun olarak kullanılan bir yöntemdir. En yaygın kullanılan dezenfektanlar klor bileşikleri ve ozondur. Ozon çok güçlü dezenfektandır. Ancak suda kalıntı dezenfektan bırakmaması nedeniyle genellikle klor ile birlikte uygulanmaktadır

 

 

ATIKSU ARITMA YÖNTEMLERİ

Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sulara atıksu denir.

Suların çeşitli kullanımlar sonucunda atıksu haline dönüşerek yitirdikleri fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özelliklerinin bir kısmını veya tamamını tekrar kazandırabilmek ve/veya boşaldıkları alıcı ortamın doğal fiziksel, kimyasal, bakteriyolojik ve ekolojik özelliklerini değiştirmeyecek hale getirebilmek için uygulanan fiziksel, kimyasal ve biyolojik arıtma işlemlerinin birini veya birkaçına atıksu arıtma denir.  Atıksuyun niteliğine göre kullanılacak arıtma prosesleri de farklılık göstermektedir. Atıksu içerisinde bulunan çözünmüş organik maddelerin bakteriyolojik faaliyetler sonucu giderilmesi için biyolojik arıtma tesisi, atıksu içerisinde çözünmüş veya askıda bulunan ve gravitasyonla (yerçekimi etkisi ile) çökelmeyen  maddelerin çökeltilerek sudan uzaklaştırılması için kimyasal arıtma tesisi, suyun içerisinde bulunan ve kendiliğinden çökebilen katı maddelerin atıksudan uzaklaştırılması için fiziksel arıtma tesisi tercih edilmelidir. Bu prosesler ayrı ayrı kullanılabileceği gibi birbiri ardına gelecek şekilde de kurulabilir.

Fiziksel Arıtma Prosesleri:

Fiziksel arıtma atıksu içerisinde bulunan yüzer maddeler ile kendiliğinden çökebilen katı maddelerin giderilmesi amacıyla yapılır. Bu amaçla kullanılan ekipmanlar; ızgara ve elekler, kum ve yağ tutuculardır. Genel olarak biyolojik veya kimyasal arıtma tesisilerinin başında da fiziksel arıtma tesisleri kullanılır. Bu şekilde atıksu içerisinde bulunan kirleticilerin bir kısmının giderilmesi mümkün olacaktır. Kimyasal veya biyolojik arıtma tesislerin başında kurulan fiziksel arıtma tesisleri, hem ana arıtma sistemine gelecek kirlilik yükünü azaltacak, ana arıtma içerisindeki boru, vana vb. ekipmanların zarar görmesini engelleyecek aynı zamanda ana arıtma tesisinin işletme maliyetini düşürecektir.

Biyolojik Arıtma Prosesleri:

Biyolojik arıtma prosesleri aerobik ve anaerobik arıtma olarak sınıflandırılabilir. Aerobik arıtma havanın bulunduğu ortamlarda gerçekleştirilen arıtma prosesleridir. Aerobik arıtma uygulamaları; Aktif Çamur, Biyofilm, Stabilizasyon Havuzları, Havalandırmalı Lagünlerdir. Anaerobik arıtma ise havasız ortamlarda gerçekleştirilen arıtma prosesleridir. Uygulamaları ise Sürekli Karışımlı Reaktörler, Anaerobik Filtreler ve Akışkan Yataklı sistemleridir. En yaygın aerobik biyolojik arıtma uygulaması, aktif çamur prosesidir.

Aktif Çamur prosesleri; Ön Çöktürme Havuzları, Havalandırma Havuzları, Son Çöktürme Havuzları ve Dezenfeksiyon ünitesinden oluşur. Dezenfeksiyon işlemi ise; atıksu arıtma tesisi çıkış suyunun alıcı ortama verilmeden önce içerisindeki bakteri ve virüslerin bertaraf edilmesi işlemidir.

Kimyasal Arıtma Prosesleri:

Suda çözünmüş halde ve askıda bulunan katı maddelerin çökelmesini ve bu şekilde sudan uzaklaştırılmasını sağlayan kimyasal arıtma tesisilerinde, uygun PH aralığında atıksuya kimyasal maddeler ilave edilmektedir. Kimyasal arıtma proseslerinde çökeltme işlemini sağlayan bu kimyasal maddeler koagülant madde adıyla anılır. Kimyasal arıtma prosesinin üniteleri, atıksuyun uygun PH aralığına getirildiği nötralizasyon bölümü , atıksuya çökeltimi sağlayacak kimyasal maddelerin ilave edildiği koagülasyon bölümü ve koagülant ilave edilmiş atıksuyun uygun hızda karıştırılması ile flokların oluşmasını ve çökeltimi sağlayan flokülasyon bölümüdür.

 

 

ATIKSU ARITMA TESİSİNDE ARITMA ÇAMURU

Arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurlarının nihai bertarafından önce arıtılması gereklidir. Atıksu arıtma tesislerinde oluşan çamurun arıtılması ve depolanması için seçilecek yöntem, atıksu karakterizasyonuna, arıtmada kullanılan kimyasal maddelere, ilgili mevzuata bağlıdır.

Arıtma çamurunun bertarafı işlemi de ayrı bir gider kalemi olacağından, atıksu arıtma tesisi kururlurken bu husus gözönüne alınmalı ve projelendirme bu hususa göre yapılmalıdır. Özellikle arıtma çamuru tehlikeli atık özelliği gösteren tesislerde bu çamurlar, diğer atıklarla karıştırılmadan toplanarak bertaraf edilmelidir.

Çamur Bertaraf Yöntemleri

 1-Stabilizasyon: Çamurun stabilizasyonu özellikle çamurun hacminin azaltılmasında etkilidir. Stabilizasyon işleminde esas amaç, çamurun içerisindeki organik maddelerin, fiziksel, biyolojik veya kimyasal metotlarla giderilmesini sağlamaktır. Aerobik veya anaerobik çürütme gibi stabilizasyon yöntemleri çamur hacmini önemli ölçüde azaltmaktadır.

2-Şartlandırma: Şartlandırma işlemi ile çamurun suyunun alınmasını kolaylaştırmak amaçlanmıştır. Isıl işlem ve kimyasal şartlandırma en yaygın şartlandırma yöntemleridir. Kimyasal şartlandırmada kullanılack kimyasal maddeler ve bunların dozajları laboratuvar çalışmaları ile deneysel olarak hesaplanmalıdır.

3-Yoğunlaştırma: Arıtma tesisinde oluşan çamurun hacmini azaltmak, çamurun konsantre hale       gelmesini ve bu şekilde daha az çamurun bertarafı için daha küçük ve ekonomik çürütücü tankı elde etmek için kullanılır. En yaygın kullanım şekli ağırlıklı çökeltmedir. Kimyasal koagülant maddelerin ilavesi ile ağırlıklı çökeltmedir. Kimyasal koagülant maddelerin ilavesi ile ağırlıklı çökeltme işlemi hızlandırılabilir.

4-Susuzlaştırma: Arıtma tesislerinden çıkan çamurun daha kolay bir şekilde tesisten uzaklaştırılabilmesi için su içeriğinin azaltılarak katı hale gelmesi gereklidir. Bu amaçla en yaygın kullanılan ekipmanlar filte preslerdir. Kesikli çalışmalarına rağmen filtre preslerde arıtma çamurlarının daha fazla katı madde içeriğine sahip olması sağlanabilmektedir.

 5-Kurutma: Kurutma yatakları, işçilik maliyetinin yüksek olması, geniş arazi kullanımına ihtiyaç duyulması ve hava durumu etkisine açık olması nedeni ile çok fazla kullanılmamaktadır.

6-Nihai Bertaraf: Eğer arıtma çamurunun analizi sonucunda tehlikeli atık özelliği göstermediğinin tespiti halinde düzenli depolama yapılması en uygun nihai bertaraf yöntemidir. Ancak depolanacak arıtma çamurunun düzenli depolanması öncesi, muhtemel yeraltı suyu ve toprak kirliliğinin önlenmesi amacıyla suyunun alınması ve ilgili mevzuat gereğince % 65 katı madde içeriği sağlaması gereklidir.

 

 

BİYOLOJİK ARITMA

 Atıksuların nitelikleri kaynaklarına bağlı olarak önemli farklılıklar gösterir ve bu farklılıklara göre arıtma yöntemleri de değişir.

Atıksuların genellikle %99’undan daha yüksek bir kısmı su ve yalnız geri kalan kısmı kirletici maddelerden oluşmaktadır. Kirleticiler suyun içinde çözünmüş halde bulunabilecekleri gibi, katı madde olarak askıda da bulunabilirler.

Bu maddelerin özelliklerine göre uzaklaştırılmaları için kullanılabilecek arıtma yöntemi de değişir. Örnek olarak organik kirleticilerin uzaklaştırılması için en etkin yöntemin “biyolojik arıtma” olduğu söylenebilir.

Biyolojik arıtma atıksuyun içinde bulunan askıda veya çözünmüş organik maddelerin bakterilerce parçalanması ve çökebilen biyolojik floklarla sıvının içinde kalan veya gaz olarak atmosfere kaçan sabit inorganik bileşiklere dönüşmesidir.

Biyolojik arıtmanın esası organik kirleticilerin doğada yok edilmeleri için yer alan biyoflokülasyon ve mineralizasyon proseslerinin kontrolü ile çevrede ve optimum şartlarda tekrarlanmasıdır. Böylece doğadaki reaksiyonların hızlandırılarak daha kısa bir sürede, emniyetli ortamda gerçekleştirilmeleri sağlanmaktadır. Biyolojik arıtma sistemleri değişik şekillerde sınıflandırılabilirler. Ortamda oksijen varlığına göre havalı (aerobik) ve havasız (anaerobik) olarak sınıflandırılan bu sistemler kullanılan mikroorganizmaların sistemdeki durumuna göre askıda ve sabit film (biyofilm) prosesleri olarak da sınıflandırılabilirler.

Biyiolojik Arıtmanın Amacı

Biyolojik arıtmanın amacı, atıksudaki çökelmeyen kolloidal katıları pıhtılaştırarak gidermek ve organik maddeleri kararlı hale getirmektir. Evsel atıksu arıtımında organik madde içeriğinin yanı sıra azot ve fosfor gibi besi maddeleri de biyolojik arıtımda giderilir. Çoğu kez durumda toksik olabilecek eser (iz) miktardaki organik maddeleri gidermek de önemlidir. Tarım alanlarından geri dönen sularda önemli olan azot ve fosforun arıtılması kritik önem taşır. Endüstriyel atıksular için, organik ve inorganik bileşiklerin arıtımı önemlidir. Bu bileşiklerden çoğu mikroorganizmalar üzerinde toksik etki yaptıkları için genellikle özel zaman ön arıtma gerekebilir.

Biyolojik Arıtmada Mikroorganizmaların Rolü

BOI’nin giderimi, çökmeyen kolloidal katıların pıhtılaştırılması ve organik maddelerin kararlı hale gelmesi, başta bakteriler olmak üzere çeşitli mikroorganizmalar tarafından gerçekleştirilir.

Mikroorganizmalar, kolloidal ve çözünmüş karbonlu organik maddeleri çeşitli gazlara ve yeni hücrelere dönüştürerek kullanırlar. Hücre dokusunun özgül ağırlığı sudan daha fazla olduğundan arıtılmış sudan çökerek ayrılır.

Sistemdeki bakteriyel performans; artan kapasite, değişen hava sıcaklıkları, ipliksi gibi istenmeyen türlerin üremesi, ekipman arızaları, değişen pH, tuzluluk, yüksek yağ, bakteriler üzerinde toksik etki yaratabilecek klorlu bileşikler veya petrokimyasal ağır organiklerin biyolojik arıtım tesisine girişinin kontrol edilememesi gibiher türlü işletme problemi tarafından çok hızlı bir şekilde etkilenir.

Gelişen biyo-teknoloji, artık bu sektörü rahatlatıyor. Bundan böyle tesislerinizi atıksu arıtma tesisleri biyolojik arıtmalarında kullanılmaküzere, her sektörün riskli girdi ve genel işletme sorunlarına karşı özel direnç ve türde bakteri ve katkı maddeleri ile harmanlanaraküretilen hazır bakteri kültürleri ile işletilebilir, üreteceğiniz çok daha yüksek kalitedeki bu biyo-kütle sayesinde tesislerinizin verimini kalite ve süreklilik açısından garanti altına alabilirsiniz.

 

 

YENİLENEBİLİR ENERJİ

Halen çoğu ülkede enerji için ağırlıklı olarak kömür, petrol, doğalgaz kullanılmaktadır. Fosil yakıtlar denilen bu kaynaklar yenilenebilir değildir. Bu kaynaklar hem sınırlıdır bir gün bitebilir, hem de rezervler azaldıkça fiatı pahalanacaktır. Üretilmesiyle çevre daha fazla zarar görecektir. Bunun aksine yenilenebilir enerji kaynakları ( rüzgar enerjisi ve güneş enerjisi ) sürekli olarak kendilerini yeniledikleri için tükenmezler. Yenilenebilir enerjilerin çoğu direkt ya da indirekt olarak güneşten kaynaklanır. Güneş ışığı ya da güneş enerjisi ısınmak ve aydınlanmak için evlerde ve diğer binalarda doğrudan kullanılırken, elektrik üretmek, su ısıtmak, soğutmak ve çeşitli ticari ve endüstriyel amaçlarla da indirekt olarak kullanılmaktadır. Güneşin ısıtmasındaki farklılıklar sonucu rüzgarlar oluşur, rüzgardaki enerji rüzgar türbünleri yardımıyla yakalanır.seo arama motoru optimizasyonuGüneşin ısıtmasıyla okyanus ve derelerden su kütleleri buharlaşır. Bu su buharı yağmur ya da kara dönüşüp tekrar ırmak ya da dere içlerine ulaştığı zaman, hidro enerji hidroelektrik santraller tarafından yakalanabilir. Yağmur ve karla beraber güneş ısı ve ışığı bitkilerin büyümesini sağlar. Bu bitkileri oluşturan organik maddeler biyokütle olarak bilinir. Biyomass elektrik üretmek için kullanılabilir. Biyomass’in kullanılmasıyla biyokütle enerjisi elde edilir. Hidrojen de su gibi, organik bileşiklerin çoğunda bulunur. Yerküremizde en bol bulunan elementtir. Fakat doğal halde gaz olarak bulunmaz. Su için oksijenle birleştiği gibi daima diğer elementlerle bileşik haldedir. Diğer elementlerinden ayrıştırıldığında hidrojen enerjisi bir yakıt olarak kullanılabilir ya da elektriğe dönüştürülebilir. Tüm yenilenebilir enerji kaynakları güneşten kaynaklanmaz. dahil, binaların ısıtılma ve soğutulması gibi çeşitli kullanımlar için, dışarı çıkarılmasıdır. Okyanusların gelgit enerjisi güneş ve ayın birbirlerini kütlesel olarak çekmelerinden kaynaklanır. Gerçekte okyanus enerjisi bir çok kaynaktan meydana gelir. Gelgit enerjisine ilave olarak okyanus dalgalarının, rüzgarlar ve gelgitlerle birlikte oluşturduğu okyanus enerjisi vardır. Güneş okyanusun yüzeyini okyanusun derinliklerinden daha fazla ısıttığı için arada bir sıcaklık farkı oluşur, bu fark bir enerji kaynağı olarak kullanılabilir. Okyanus enerjisinin bütün bu şekilleri elektrik üretiminde kullanılabilir.

Yenilenebilir enerji neden önemlidir?

Yenilenebilir enerjiler sağladığı faydalar yüzünden önemlidir. Esas faydaları şunlardır:

Çevresel Faydaları:

Yenilenebilir enerji teknolojileri çevreyi fosil enerji teknolojilerinden daha az etkiler. Çünkü kirleticisi yoktur. Kaynağının bitmesi söz konusu değildir. Her zaman da var olacaktır. Sera etkisi ve küresel ısınma konuları sebebiyle önem verilmesi gerekmektedir.

Torunlarımızın da kullanacağı bir enerjidir.

Diğer enerji kaynakları sonlu ve sınırlı iken yenilenebilir enerjiler hiç tükenmezler.

İş ve Ekonomi:

Yenilenebilir enerji yatırımlarının çoğu, yüksek maliyetli enerji dış alımları yerine, tesislerin kurulması için malzeme ve insan gücüne yapılır. Yenilenebilir enerji için yapılan yatırımlar yapıldığı yörede kalır, iş ve lokal ekonomiler için enerji kaynağı olur.

Yenilenebilir enerji teknolojileri  zaman içinde oldukça gelişmiştir, enerji üreten çoğu ülke yenilenebilir enerji ve teknolojilerini satarak ticari açıklarını kapatmaktadırlar.

Enerji Güvenliği: 1970’lerin başında petrol teminindeki zorluklardan sonra, bazı ülkeler yabancı petrole olan bağımlılıklarını azaltma girişimlerinde bulundular. Bazıları da azaltmak yerine dışa bağımlılığı artırarak sürdürdüler. Her iki durum, ülkelerde enerji politikalarının üzerinde oldukça etkili olmuştur.

Enerji verimliliği neden önemlidir?

Enerji verimliliği, aynı işi gerçekleştirmek için daha az enerji kullanmak demektir. Enerjinin daha verimli kullanımı, ev sahiplerinin, okulların, devlet dairelerinin, iş ve endüstriyel çevrelerin enerji kaynaklarına daha az para ödemesi demektir. Harcanan fazla paralar, tüketici ihtiyaçlarına, üretime, eğitim ve diğer hizmetlere harcanabilir.Enerjisi verimli bir ekonomi, fazla enerji kullanılmadan da gelişebilir. Bir ekonomi daha az enerji kullanırsa daha az kirletici üretmiş olur. küresel ısınma Çünkü
kirlilik ve enerji birbirine sıkıca bağımlıdır. 1999’a kadar enerji kullanımından kaynaklanan sera gazları emisyonunun 1990 seviyesinden %13 daha fazlalığı
rapor edilmiştir. O periyotta enerji kullanımındaki artış da hemen hemen aynı yüzde ile olmuştur. Eviniz ya da küçük işyeriniz için ve diğer binalar için enerji verimliliği binanın ısınma, serinleme ve aydınlanması için daha az enerjinin kullanılması demektir. Enerji koruyucu cihazların satın alınması da
enerji verimliliğini artırır, bilgisayar ve bina ile ilgili diğer donanımlar gibi. Ev sahipleri ya da iş sahipleri için enerjiye daha az para ödenmesi paranın kazanılması demektir. Enerji departmanları enerjiyi kazanmak isteyen ev sahipleri için bir takım örnek uygulamaları ve enerji verimliliği projelerinin listesini sunmalıdır.
Otomobil ve diğer araçlar için, enerji verimliliği, daha gelişmiş teknolojilerin otomobil üretiminde kullanılmasına imkan  sağlanması ve üreticilere bu konularda destek olunmasıdır. Enerjisi verimli araçlar için iki örnek; yakıt hücrelerinin kullanılması ve melez gas-elektrik motorlarının kullanılmasıdır. Yakıt ekonomi rehberi ve araç teknolojisi programları ile daha uygun teknolojileri seçme imkanları tüketiciye sürekli sunulmalıdır.

Temiz enerji kullanımıyla ne kazanılır?

Ev sahibi olarak, yenilenebilir enerji ve enerjisi verimli teknolojileri evinizde ya da otomobilinizde kullanmakla, çevre korunmasına yardım etmiş olacak ve uzun süreli kullanımlarda daha fazla tasarruf edeceksiniz. Küçük bir işyeri sahibi olarak yenilenebilir enerji ve enerjisi verimli teknolojileri kullanarak,
enerji faturanızı ve çevreye olan etkinizi azaltmış olacaksınız. Ayrıca temiz enerjide küçük iş fırsatları vardır. Bir elektrik üreticisi iseniz, elektrik üretmek için çok sayıda yenilenebilir enerji teknolojileri vardır. Bu sayede enerji verimliliğinden siz ve müşterileriniz tasarruf etmiş olursunuz. Bir küçük çiftçi yada
çiftlik sahibi olarak yenilenebilir enerji teknolojileri ve enerji verimliliğini kullanarak paradan tasarruf etmiş olursunuz, yenilenebilir enerjideki tarımsal iş fırsatlarından yararlanabilirsiniz. Bir mucit olarak yenilenebilir enerji teknolojileri ve enerji verimliliği kullanımlarında çeşitli fırsatlar mevcuttur.

 

ATIKLAR

Atık Tanımı: Standart dışı ürünler, sağlıklı kullanım süresi geçmiş olan ürünler, niteliği bozulmuş ya da yanlış kullanıma maruz kalmış olan maddeler (kontamine olmuş maddeler), aktiviteler sonucu kontamine olmuş ya da kirlenmiş maddeler (temizleme işlemi atıkları, ambalaj atıkları), kullanılmayan kısımlar (atık piller ve katalizörler), yararlı performans gösteremeyen maddeler (kontamine olmuş asitler), endüstriyel proses kalıntıları (destilasyon atıkları), kirliliğin önlenmesi amacı ile kullanılan proses kalıntıları (yıkama çamurları, filtre tozları, kullanılmış filtreler),yüzey işlemleri kalıntıları (torna atıkları ve benzeri), hammadde işleme proses kalıntıları (petrol slopları, madencilik ve benzeri), değerini kaybetmiş olan maddeler (PCB’lerle kontamine olmuş yağlar)ihracatçı ülkenin kanunlarına göre yasak getirilmiş olan maddeler, yeniden kullanım veya geri kazanım amacı ile getirilen maddeler, kontamine olmuş alanın iyileştirme çalışmalarından doğan maddeler.

Yukarıda bahsedilen katagorilere ait olmayan fakat üretici ya da ihracatçı tarafından atık olarak kabul edilen maddeler, yukarıda belirtilmeyen üretim atıkları, atık olarak tanımlanır.

Günümüzde atıkların bir bölümü geri kazanım ve geri dönüşüm yöntemleri ile yeniden üretime dahil edilebilmektedir. Çöp yığınlarının azaltılması ve atık depo alanlarının daha faydalı kullanılması sağlanmaktadır.

Atık yönetimi; atığın kaynağında azaltılması, özelliğine göre ayrılması, toplanması, taşınması, geçici depolama, ara depolama, geri kazanım, bertaraf ve bertaraf işlemleri sonrası kontrolü ve benzeri işlemleri içeren çevre yönetimi biçimidir. Entegre atık yönetimi ise atık yönetiminin entegre olarak tüm atıklara beraber uygulanmasıdır.

 

Tehlikeli Atıklar

Yapılarında insan sağlığı ve çevre için tehlikeli olan ve zararlılık potansiyeli taşıyan maddeleri içeren atıklar Tehlikeli Atık olarak ifade edilmektedir.

Bir atığın tehlikeli olup olmadığına karar vermede esas alınan kriterler, atığın bileşimi, atık içindeki bileşenlerin miktarları, atık içindeki bileşenlerin kimyasal reaktifleri, atığın fiziksel durumu, atığın çevredeki etkileri ve kalıcılığı şeklinde özetlenebilir. Kısaca tehlikeli atık, zararlı madde içermesi veya kimyasal reaksiyon ortaya çıkarması nedeniyle katı atık ile birlikte bertaraf edilemeyen atıktır.

Tehlikeli atıklar kimyasal olarak aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

  • İnorganik Atıklar
    • Asidik ve bazik atıklar
    • Siyanürlü atıklar
    • Ağır metal içeren atıklar
    • Asbest kalıntıları
    • Diğerleri
  • Madeni Yağ Atıkları
  • Kimyasal kökenli organik atıklar
    • Kirlenmiş klorlu solventler (halojenler)
    • Klorsuz solvent atıkları
    • PCB’li atıklar
    • Boya ve reçine atıkları
    • Biosid ve pestisitler
    • Diğer kimyasal kökenli organik atıklar
  • Biyolojik kökenli organik atıklar
  • Özel atıklar (büyük miktardaki az tehlikeli atıklar)
  • Enfekte atıklar

 

Tehlikeli atıklar değerlendirilirken aşağıdaki metodlar uygulanır:

Kaynakta azaltma/önleme: Atıklardan kaçınmanın en iyi yolu, kaynağında üretilmemesi veya en az atık üretilmesidir.

Geri dönüşüm: Atıkların tamamının veya içindeki kullanılabilir maddelerin geri kazanımı yada tekrar kullanılmasıdır ( atık yağ geri kazanımı gibi).

Arıtma: Atıklar fiziksel, biyolojik yada kimyasal arıtma ile atık tehlikesiz veya daha az tehlikeli hale getirilebilir.

Bertaraf: Atık oluşumunun kaçınılmaz olduğu ve yukarıda belirtilen işlemlerin uygulanamadığı durumlarda değerlendirilemeyen atıklar yakma, depolama gibi metotlarla bertaraf edilir.

Tehlikeli atıkların nakliyesi atık yönetiminin önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Yönetmeliğin İlkeler Madde 5 d fıkrasında belirtildiği üzere “Atıkların yarattığı çevresel kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı atık üreticileri, taşıyıcıları, bertaraf edicileri kusur şartı aramaksızın sorumludurlar” atık taşıyıcısı da atık yönetiminde sorumludur. Bu nedenle tehlikeli atık taşıma, atığın güvenli ve kaliteli hizmetle, yasal ve optimum yoldan (seyir sırasında geçen sürenin güvenlik şartlarından taviz verilmeden kısaltılması) atık üreticisi tarafından tespit edilen yere ulaştırılmasıdır.

Atık taşımak isteyen gerçek ve tüzel kişiler tehlikeli atık taşıma lisansı almak üzere “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” EK 18 de yer alan bilgi ve belgelerle, valiliğe başvurmak zorundadır.

Evsel Atıklar

Yiyecek atıkları ve evimizde kullandığımız ürünlerin boş ambalajları birer evsel katı atıktır. Şampuan
ambalajları, meyve suyu kartonları ve şişeleri, plastik su ve meşrubat şişeleri, cam kavanozlar, teneke ve
metal konserve kutuları, yağ tenekeleri evlerimizde ürettiğimiz ambalaj atıklarına örnek olarak
gösterilebilirler.

Katı Atık Depolama

Katı atık depolama alanları, katı atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek bir şekilde çevremizden uzaklaştırılması için yapılan özel depolama sahalarıdır. Bu alanlar yerleşim alanlarından uzakta ve geçirimsiz topraklar üzerine yapılan özel alanlardır. Genellikle çok derin olmayan bir çukur şeklinde tasarlanmış olan bu alanların yan ve taban bölümleri bu katı atıklardan kaynaklanan atık suların dışarıya sızmasını önleyici malzemelerle kaplanmıştır. Bu nedenle depolama alanına serilen atıklardan meydana gelen süzüntü suları doğal ortamla temas etmez. Bu alana serilen evsel atıkların üzeri ise daha sonra toprak ile örtülerek kapanır.

Evsel atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde depolandığı bu alanlara düzenli depolama alanı ismi verilmektedir. Bu alanlarda depolanan organik atıklar (Yiyecek atıkları, bitki atıkları vs.) su, nem, sıcaklık gibi etkenlerle (Çürüme) değişime uğrarlar. Organik atıkların bu şekilde değişime uğramasına Çözünme denir. Çözünme sonucunda elde edilen humus, tarım toprağını zenginleştirmek için kullanıldığından organik gübre olarak değerlendirilir. Depolama alanlarında özelikle alt tabakalarda havasız ortamda gerçekleşen çözünme, metan gazı gibi çeşitli yanıcı gazların oluşumuna sebep olur. Kontrol altında tutulmamaları ve uzaklaştırılmamaları sonucu meydana gelecek sıkışmalar sonucu patlayabilirler veya yanarak veya yanmadan çevreye ve insan sağlığına tehlikeli olurlar. Ama bu gazlar enerji kaynağı olarak da kullanılabilirler.

Tıbbi Atıklar

Tıbbi atıklar bulaşıcı hastalıklara neden olabileceği için diğer atıklardan ayrı toplanır. Hastane, sağlık ocağı ve muayenehane gibi tedavi merkezlerinde oluşan, kullanılmış ilaç ve enjektör atıkları, ameliyat ve tedavi sırasında oluşan atıklar tıbbi atık sınıfına girer. Bunları özelliklerine göre, patolojik atıklar (Doku, organ, kan vb.), kesiciler (İğne uçları, bistüriler, jiletler, kırık camlar vb.) ve ecza atıkları (İlaç, aşı, serumlar, vb.) olarak üç gruba ayırabiliriz.

Tıbbi atıkların toplanmasında; yırtılmaya, delinmeye, patlamaya ve taşımaya dayanıklı; orijinal orta yoğunluklu polietilen hammaddeden sızdırmaz, çift taban dikişli ve körüksüz olarak üretilen, çift kat, kalınlığı 100 mikron olan, en az 10 kilogram kaldırma kapasiteli, üzerinde görülebilecek büyüklükte ve her iki yüzünde “Uluslararası Biyotehlike” amblemi ile “DİKKAT TIBBİ ATIK” ibaresini taşıyan kırmızı renkli plastik torbalar kullanılmaktadır. Torbalar en fazla ¾ oranında doldurulmakta, ağızları sıkıca bağlanmakta ve gerekli görüldüğü hallerde her bir torba yine aynı özelliklere sahip diğer bir torbaya konularak kesin sızdırmazlık sağlanmaktadır. Bu torbalar hiçbir şekilde geri kazanılmaz ve tekrar kullanılmaz. Tıbbi atık torbalarının içeriği hiçbir suretle sıkıştırılmaz, torbasından çıkarılmaz, boşaltılmaz ve başka bir kaba aktarılmaz.

Kesici ve delici özelliği olan atıklar diğer tıbbi atıklardan ayrı olarak delinmeye, yırtılmaya, kırılmaya ve patlamaya dayanıklı, su geçirmez ve sızdırmaz, açılması ve karıştırılması mümkün olmayan, üzerinde “Uluslararası Biyotehlike” amblemi ile “DİKKAT! KESİCİ ve DELİCİ TIBBİ ATIK” ibaresi taşıyan plastik kutular içinde toplanmaktadır. Bu biriktirme kapları, en fazla ¾ oranında doldurulup, ağızları kapatılıp, kırmızı plastik torbalara konmaktadır.. Kesici-delici atık kapları dolduktan sonra kesinlikle sıkıştırılmaz, açılmaz, boşaltılmaz ve geri kazanılmaz.

Tıbbi atık torbaları ve kesici-delici atık kapları ¾ oranında dolduklarında derhal yenileri ile değiştirilmektedir. Yeni torba ve kapların kullanıma hazır olarak atığın kaynağında veya en yakınında bulundurulması sağlanmaktadır.

 

 

ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME (ÇED)

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED); belirli bir proje veya gelişmenin, çevre üzerindeki önemli etkilerinin belirlendiği bir süreçtir. Bu süreç, kendi başına bir karar verme süreci değildir; karar verme süreci ile birlikte gelişen ve onu destekleyen bir süreçtir.

Yeni proje ve gelişmelerin çevreye olabilecek sürekli veya geçici potansiyel etkilerinin sosyal sonuçlarını ve alternatif çözümlerini de içine alacak şekilde analizi ve değerlendirilmesidir.

1969 yılında ABD’de yürürlüğe giren Ulusal Çevre Politikası Kanunu (National Environmental Policy Act) kapsamında dünya ile tanışan ve gerek ABD, gerek AB ülkeleri, gerekse diğer dünya ülkelerinde halen en etkin çevre yönetim aracı olarak yerini alan ve gün geçtikçe de bu yeri sağlamlaştıran ÇED, ülkemizde 7 Şubat 1993 tarihinden bu yana uygulanmaktadır.

Türkiye’de sağlam bir çevre yönetimi oluşturmanın esas temelini ÇED sürecinin yasal, kurumsal ve teknik altyapı açısından güçlendirilmesi teşkil etmektedir .

ÇED’in amacı; ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır.
ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olduğu düşünülen faaliyetler için Bakanlık veya illerde İl Çevre ve Orman Müdürlükleri’ne bir dilekçe ekinde ayrıntılı plan, proje (giren hammadde, yapılan işlem, çıkan ürün, kullanılacak kimyasal maddelerin özellikleri vs) eski ve yeni kapasite raporları ve iş akım şemasını içeren bir dosya sunulması gerekmektedir.

Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır.

Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci dünyada bütüncül – önleyici çevresel planlama konusunda kullanılmakta olan en etkin çevre yönetimi aracıdır. Faaliyetlerin çevresel etkileri, faaliyetin etki sahasında bulunan insanlara halkın katılım toplantısı ile anlatılmakta, olumlu ve olumsuz görüşler süreci doğrudan etkilemektedir.

Türkiye’de 1993 yılından bugüne etkin olarak uygulanan ÇED değerlendirmesi, çevre izni/çevre izin ve lisansları ile işyeri açma ruhsatlarının alınmasında son derece önemlidir.