Nükleer Enerji ve Çevre

Nükleer santrallar temel çalışma açısından termik santrallardan farklı çalışmazlar. Aralarındaki fark sadece nükleer santrallede enerji çekirdek tepkimelerinden oluşurken, termik santrallerde bu enerji kömür, akaryakıt, gaz gibi fosil yakıtlardan elde edilmektedir.

Nükleer santralin en büyük farkı içerisinde çekirdek tepkimelerinin yaşandığı reaktör kısmıdır diyebiliriz. Reaktörde atomlar zincirleme parçalanma tepkimeleri geçirirler. Buna fizyon denilmektedir. Bu tepkime sırasında atom çekirdeğine nötron parçacıkları gönderilir. Bu da çekirdeğin bölünmesine, bölünürken de çevreye yeni nötron parçacıkları yaymasına sebep olmaktadır. Etrafa yayılan nötronlar yeni çekirdekleri bölmekte ve tepkime zincirleme bir şekilde gerçekleşmektedir.

Nükleer santrallarda elde edilen enerji, kömür yakıtlı termik santrallara gore % 20-30 ; akaryakıtlı termik santrallara göre ise % 60 – 70 daha ucuza gelmektedir. Başlangıçta yüksek bir teknoloji gerektirdiği için daha çok gelişmiş ülkeler nükleer santrallara sahiptir. Güvenlik tedbirleri dikkatle uygulanırsa nükleer santrallar temiz enerji üretir diyebiliriz. Hatta santral bazlı çalışan tesislerden en temizi nükleer santrallardır. Ama bir çok insan bu santralların yaygınlık kazanmasına şiddetle karşıdır. Bunun sebebi bilineceği gibi özellikle istenmeyen bir durum ortaya çıktığında telafisi imkansız hasarlara yol açma tehlikesi bulunmasıdır.

Nükleer parçalanma çok kısa sürede cok fazla bir enerjinin ortaya çıkmasını sağlar. Santrallarda bu enerjinin etkisiyle çok sıcak bir ortam oluşur. Bundan ötürü santrallar sürekli olarak soğutulmak zorundadır. Soğutma işlemi de akarsulardan veya denizden alınan suyla yapılmaktadır. Burada önemli nokta soğutma işlemi için kullanılan su dışarı verildiğinde birhayli ısınmış olur ve eğer reaktör çok fazla su kullanıyorsa zamanla bulunduğu çevredeki suların ısınmasına , dolayısıyla da yöredeki canlı hayatının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bazı durumlarda nehir suyununfazla çekilmesi su canlılarının ölmesine sebeb olmaktadır. Bunu önlemek için bazı tesisler depolama su alanları bulundurmakta ve su azaldığında bu alanlara takviye yapmaktadır.

Dışarı atılan sıcak suyun reaktif özelliği yoktur. Bu nedenle seracılıkta ısı ihtiyacını karşılamakta veya tatlı su balıkcılığı yapmakta kullanılabilir.

Tüm Nükller satrallar çevreye sıvı veya gaz olarak nükleer atık bırakmaktadır. Bu atık miktarı sürekli kontrol edilmektedir. Çok tartışılan bir konu olmakla birlikte dışarı salınan maddelerin zarar verici sınır çizgisini geçmediği savunulmaktadır.

Dışarıya karbondioksit veya diğer zararlı gazlardan yaymazlar.
Nükleer atıkların toplanması, işlenmesi, taşınması ve denetimi çok dikkatli olunması gereken ve yetkililerin kuralına uygun yapacaklarını idda ettikleri bir konudur.

 

Nükleer Kirlilik

–     Nükleer santraller iklim değişikliğine karşı alınan önlemlere katkıda bulunmakta yetersizler. Elektrik üretiminde direkt olarak CO2 salımına neden olmamakla beraber, inşaat sürecindeki enerji ve malzeme girdisi önemli CO2 salımlarına neden oluyor. Yeni bir reaktöre yatırılan her bir dolar, enerji verimliliği, kojenerasyon ve yenilenebilir enerji yatırımlarına yatırılan her bir dolardan 2-10 kat daha az CO2 salımı düşmesine ve 20-40 kat daha yavaş iklim değişikliğinin azaltılmasına katkıda bulunuyor.

–     2005 senesinden bu yana ABD’de tüm yeni reaktör projelerinde 100% sübvansiyon öngörülüyor, ancak bu durumda bile özel sermaye yatırım yapmak istemiyor. Bunun nedeni, nükleer enerjinin hem rüzgar, hem de güneş enerjisinden daha pahalı duruma gelmiş olması ve rekabet edememesi.

–     Tüm dünyada nükleer enerji geriliyor. 2010 sonunda dünyada 66 adet nükleer santralin inşa halinde olduğu bilgisi biraz daha incelendiğinde şu gerçekler ortaya çıkıyor:

– 12 tane santral 20 senedir inşa halinde olarak bildiriliyor,
–  45 santralin inşaasının başlama tarihleri henüz belli değil,
–  66 santralin hepsi de elektrik piyasasının merkezi planlama ile düzenlendiği ülkelerde,
–  50 santral sadece 4 ülkede (Rusya, Çin, Hindistan, Güney Kore),
–  Bu santrallerin hiç biri serbest piyasa koşullarında yapılabilir değil.

–     2008 ve 2009’da tüm dünyada yeni kurulan elektrik üretim kapasitesinin yarısı yenilenebilir kaynaklı idi. 2010’da yenilenebilir enerji kaynakları 151 milyar USD özel sektör yatırımı çektiler ve 50.000 GW kurulu güç meydana getirdiler. Aynı dönemde nükleer enerjiye sıfır özel sektör yatırımı yapıldı ve kurulu güç kapanan reaktörler nedeniyle azaldı.